Küresel Migren ve Ağrı DerneğiKüresel Migren ve Ağrı Derneği
  • Anasayfa
  • Hakkımızda
    • Vizyon Misyon
    • Başkan’ın Mesajı
    • Yönetim Kurulu
    • İş Birlikleri
    • Dernek Tüzüğü
  • Hekimler İçin
  • Hastalar İçin
  • Basında Biz
  • İletişim
  • Üyelik
Daha fazla oku...

Sosyal Fobi’nin Eşlik Ettiği Aurasız Migren: On Beş Yaşında Bir Kız Ergen Olgusu

manager2024-11-15T23:25:43+03:00

“Ayda 8-10 kez tekrarlayıp 3-4 saat kadar süren, alında yerleşik...”

On beş yaşında bir kız öğrenci. Son bir yıldır ayda 8-10 kez tekrarlayıp 3-4 saat kadar süren, alında yerleşik, zonklayıcı özellikte, ağrı sırasında sese karşı hassasiyet, kokuya karşı hassasiyet ve sersemlik halinin eşlik ettiği başağrısı atakları tarif ediyor.

Öncesinde taşıt tutması ve alerjik göz nezlesi tarif edilen hasta başağrılarının açlık ve fiziksel egzersiz ile tetiklendiğini ifade ediyor. Öyküsünden anne baba arasında ciddi anlaşmazlık olduğu, öğrencinin son yıllarda daha da belirginleşen şekilde sınıf önünde konuşmakta zorluk çektiği, çok utangaç olduğu, pek fazla arkadaş edinemediği ve grup çalışmalarına katılmak istemediği dikkati çekiyor. Yapılan psikiyatrik değerlendirmesinde “sosyal fobi” tanısı alan genç, bu alanda önerilen davranış egzersizleri ve ilaç tedavisi ile olumlu değişiklikler gösterdi. Bu tedavi migren ataklarının daha seyrek gelmesini sağladı. Migren ataklarına yönelik eğitim ve ilaç tedavisi önerilen hasta iyileşen okul başarısı ve ayda bir kezden daha seyrek karşılaşılan başağrısı atakları ile nöroloji ve çocuk-ergen psikiyatrisi tarafından ortak olarak takip ediliyor.

Sosyal Fobi’nin Eşlik Ettiği Aurasız Migren

Sosyal fobisi olan çocuk ve ergenler, tanımadığı insanlarla karşılaştığı veya başkalarının gözünün üzerinde olabileceği durumlarda özgün bir eylem gerçekleştirmeleri gerekirse belirgin ve sürekli korku duyarlar. Sosyal fobinin gerçekleştiği ortamlarda ya da bu ortamlara girmeden önce çocuk ve ergenlerde baş ağrısı ve karın ağrısı gibi bedensel bulgular da bulunabilir. Sosyal fobi düzeyinin azalması ile baş ağrılarının şiddet ve sıklığı azalabilir. Sosyal fobisi olan çocuk ve ergenin tedavisinde aşağıdaki gündem maddeleri üzerinde çalışılır:

*Psikofarmakolojik destek (ilaç tedavisi)

*Sosyal beceri eğitiminin verilmesi

*Bilişsel açıdan yeniden yapılanmanın sağlanması

*Kaygılar ile başa çıkabilme becerilerinin kazandırılması

*Aile içinde kaygı arttırıcı tutumların ele alınması

*Kaygı bozukluğu olan ebeveynlerin de destek almasının sağlanması

Kaynaklar: Toros F, Özge A, Güler G, Öksüz, N. Sosyal Fobi’nin Eşlik Ettiği Aurasız Migren. Anne Yapamam Başım Çok Ağrıyor (Ed. A Özge) içinde. İstanbul; Boyut Yayıncılık, 2014.

Daha fazla oku...

Başağrılı çocuk ve ergenlerde kaygı bozuklukları olduğunda…

manager2024-11-15T23:25:43+03:00

Kaygı bozukluğu olan çocuk ve ergenlerde gerilim tipi baş ağrısı ve migren gibi bazı baş ağrısı türleri sıkça birlikte görülebilir. Kaygılar baş ağrısı ataklarını tetikleyebileceği gibi var olan ağrının daha yoğun hissedilmesine de sebep olabilir. Çocuğun-ergenin sorunlarını ayrı ayrı ele alarak yaklaşım geliştirmek gereklidir. Temelde kaygı sorunu varsa tedaviye baş ağrısı yerine kaygılardan başlamak daha akılcı bir yaklaşımdır. Öte yandan erken başlangıçlı kaygı bozukluğunda sıklıkla buna eşlik eden başka bir ruhsal bozukluk da vardır. Örneğin çocuk ve ergenler yalnızca ders çalışırken başının ağrıdığını söylüyor ise ders algısında veya başarısında soruna yol açabilen ruhsal bozukluklar veya tutumlar araştırılmalıdır. Eşlik eden migren gibi özgün bir baş ağrısı ders çalışma stresi ile tetikleniyor olabilir. Aynısı gerilim tipi baş ağrıları için de geçerlidir. Bu bağlamda bu çocuklarda matematik bozukluğu, yazılı anlatım bozukluğu ve okuma bozukluğu gibi özel öğrenme bozuklukları, algılama güçlüğü (mental retardasyon), performans kaygısı, dikkat eksikliği hiperaktivite bozukluğu, motivasyon eksikliği, görme kusuru ya da vereceği cevap karşısında sürekli eleştiri alacağı gibi olumsuz düşüncelerin yol açabileceği özgüven yetersizliği olabilir. Altta yatabilen her bir etmen tek tek araştırılmalı, tedavi ona göre yapılandırılmalıdır. Bununla birlikte aileler hekime tüm sorunlarını açıkça anlattıklarından emin olmalıdır. Bu sayede hekimler tanı ve tedavide tüm olasılıkları dikkate alabileceklerdir. Güzel haber erken yaşta doğru tutum ve tedavi ile çocuk ve ergenlerdeki kaygı bozukluklarının büyük ölçüde tedavi edilebileceğidir. Her aşamada uzman hekim ile aile ve okul iş birliği gereklidir.

Çocuk ve ergenlerde kaygıyı neler artırabilir ve neler yapılabilir?

*Kaygılı çocuklar genellikle titiz, mükemmeliyetçi ve eleştiri sevmeyen yapı özelliğine sahiptirler. Onların kendilerini tanımaları ve baş etme yöntemleri hakkında bilgilendirilmeleri sağlanmalıdır. Bu noktada bazı davranışçı tedavi uygulamaları yararlı olabilir.

*Çocukların büyütülürken gereğinden fazla koruyucu tavır sergilenmesi kaygıya yatkınlığı arttırır. Aksine hem ebeveynlerin hem de öğretmenlerin çocuk ve ergenin yapabileceğinden fazla beklenti içinde olması da kaygıyı arttırır. Beklentilerin gerçeğe yakın olduğundan emin olunmalı ve yetişkinler bu konuda doğru tutum önerileriyle eğitilmelidir.

*Çocukların, özellikle de kardeşlerin aile içinde kıyaslanması kaygıyı arttıran bir diğer etmendir, bu özgüveni de azaltır. Aileler yine çocuklarını bir birey olarak kabul etmeleri, tanımaları ve kıyaslamamaları konusunda bilgilendirilmelidir.

*Kaygılı ebeveyn modeli olmak çocuk ve ergenlerde bir diğer kaygı tetikleyicisidir. Bu tutum onların kendilerine, diğerlerine ve dünyaya bakış açısını olumsuz yönde etkileyecektir. Böyle durumlarda öncelikle ebeveynler bir uzmandan yardım almalıdır.

*Çocukların sürekli eleştirilmesi ve güçlü yanlarının görmezden gelinmesi özellikle performans kaygısı oluşmasına yol açar. Ebeveynler onlara hakkaniyetli bir yaklaşım geliştirmeleri yönünde danışmanlık aldıklarında bu çocuklarının olumsuz ve gerçekçi olmayan benlik algılarını olumlu yönde değiştirecektir.

Kaynaklar: Toros F. Başağrılı Çocuk ve Ergenlerde Kaygı Bozukluğu Varsa. Anne Yapamam Başım Çok Ağrıyor (Ed. A Özge) içinde. İstanbul; Boyut Yayıncılık, 2014.

 

Daha fazla oku...

Başağrılı çocuk ve ergenlerde depresyon olduğunda…

manager2024-11-15T23:25:43+03:00

Çocuk ve ergenlerdeki depresyonun sıklıkla görülen işaretlerinden biri baş ağrısı olabilir. Baş ağrısı olan çocuk ve ergenlerde de, depresyon sıklıkla ağrılarına eşlik edebilir. Öte yandan çocuk ve ergenlerde majör depresyon, yaş artışı ile daha sık görülmeye başlamaktadır. Migren veya gerilim tipi baş ağrısı gibi bilinen ağrı türlerinde ergenlerde majör depresyonun daha sık görüldüğü bilinmektedir. Dahası migrenlilerde depresif atak gelişme riski sağlıklı bireylerden 3-6 kat daha fazladır.

Tedavi sürecinde bu iki durumun birbiriyle ilişkisi göz önünde bulundurularak multidisipliner bir yaklaşımla ilerlenir. Ebeveynler ve öğretmenlerin çocuk ve ergenlerin durumuyla ilgili mutlaka bilgilendirilmesi gerekir ve onlarla iş birliği sağlanır. Çocuk ve ergenlerde, bazı durumlarda baş ağrısı ruhsal bozukluğa bağlı olarak gelişen ‘ikincil’ bir sorun iken, bazı durumlarda ruhsal bozukluktan bağımsız olarak ele alınması gereken ‘birincil’ bir sorundur. Depresyon var olan baş ağrısı gibi birincil bir soruna eklenmişse, temeldeki ağrılı durumun çözülmesi, eşlik eden depresyonun da rahatlamasını sağlayacaktır. Eğer tersi bir durum söz konusuysa psikoterapi sürecinde depresyonda oldukça yoğun olarak yaşantılanan çocuk ya da ergendeki olası suçluluk duygusu üzerinde çalışılır. Çocuğun-ergenin yaşamındaki stres etmenleri tespit edilerek, bu etmenler olabildiğince azaltılmaya çalışılır ve bu bireyler azalan aktivite isteği üzerine motive edilmeye çalışılır. Bunlara ek olarak birçok etkili bilişsel ve davranışsal strateji çocuk-ergen için oldukça yararlı olur. Gerekirse ilaç tedavisi de düşünülebilir. Burada özellikle vurgulanması gereken nokta eğer depresyon tedavi edilmezse baş ağrısı gibi bedensel tepkilerin sıklığı ve şiddetinin de artabileceğidir.

Kaynaklar: Toros F. Başağrılı Çocuk ve Ergenlerde Depresyon Varsa. Anne Yapamam Başım Çok Ağrıyor (Ed. A Özge) içinde. İstanbul; Boyut Yayıncılık, 2014.

Daha fazla oku...

Şehir efsaneleri: Sinüzit başağrısı yapmaz!

manager2024-11-15T23:25:43+03:00

Çocukluğu baş ağrısı için doktor gezerek ve her defasında işittiği “sinüzit*” teşhisi sonrasında yediği onlarca penisilin benzeri iğnenin acısıyla baş ağrısından nefret ederek geçmiş biri olarak, hiç sevmem sinüzit tanısını. Genç kızlığımda, ağrılı günlerimi takip eden penisilin seanslarını kırmak ve iyileşmek adına üç kez ameliyat oldum. Birinde, burun ortasındaki kemikte bir buçuk santimlik delikle sonuçlanan istenmeyen hatırası pahasına gerçekleşti. Ne zaman ki nörolog oldum, o zaman anladım ağrılarımın aslında “alerjik rinosinüzit” ataklarıyla ilgisi olmadığını, basbayağı migren hastası olduğumu. Sonrasında ise merakla araştırdım; bu ikilinin, gittiğim onca nitelikli hekimin kafasını neden karıştırmış olduğunu. Öğrendiklerimi sizlerle de paylaşacağım, biraz da araştırmalarımın sonuçlarına değinerek.

Akademik yaşamımın başlarında akciğer fonksiyonları için test yaptırdığımız migren hastalarının nefes eğrilerinin tıpkı astım hastalarına benzediğini gördük. Sonrasında daha önce hiç astım atağı yaşamamış kişilerin özel bir madde verdiğimizde (kendi bilgi ve onayları dâhilinde) astım atağı yaşadıklarını gözlemledik. Bu durumun farklı boyutlarını, migren ataklarında salgılanan kimyasallardan, ortak genetik sorunlara kadar her boyutuyla inceledik. Bu araştırmalarımız baş ağrısı camiasında epeyce ilgi gördü, pek çok davetli konuşmada aktardık deneyimlerimizi.

Migren bahçesinde “atopi/alerjiye yatkınlık” en marifetli tohumlardan biridir. Bu durum nedeniyle migrenli bireyler alerjik burun akıntısı, alerjik nefes darlığı, göz yaşarması ve egzama gibi sorunlara toplum ortalamasının 2-3 kat üstünde yatkındırlar. Bu durumun tersi de geçerlidir. Örneğin; astımlılarda migren sıklığı toplum ortalamasının çok üstündedir. Hatta astım için “akciğerlerin migreni” ifadesi bile yer alır literatürde.

Burada sözüm, “Saçım ıslakken dışarı çıkarsam başım ağrıyor, benim ağrılarım sinüzitten” diyen kişilere. Sizi şaşırtacağını bilsem de, söylemem gerekir ki, burnunda hassasiyeti olup geniz akıntısı olan ve ciddi ateşi olup 2-3 gün başında zonklayıcı olmayan ağrı hisseden akut rinosinüzit olguları bir kenara bırakılırsa, “Sinüzit baş ağrısı yapmaz” diyebiliriz. Nitekim çok ünlü bir klinikte tekrarlayan sinüzit ataklarıyla başvuran kişileri nörologlar muayene ettiğinde %70 inin aslında migren hastası olduğu ve tekrarlayan sinüzit ataklarının migrene eşlik eden alerjik zeminde geliştiğini bulmuşlar.

Öğrencilerime baş ağrısı dersi anlatırken bu ilişkiden söz ederim. Sıkça yaptığım bir espride şöyle derim: “Bana piyangodan para çıksa, ülkemdeki tüm reklam panolarını kiralar ve SİNÜZİT BAŞAĞRISI YAPMAZ” yazarım.” Gerçekten de böyle düşünüyorum. Günün birinde piyango bileti almaya başlarsam şaşırmayın…

Öte yandan tüm bu karmaşayı anlatırken meslektaşlarıma da haksızlık etmek istemem. Zira nasıl ki migren sinüzit benzeri burun akıntısı, göz yaşarması, yüzde dolgunluk hissi yapıyorsa; sinüzit atakları da tıpkı migren gibi tek taraflı baş ağrısı, bulantı, ışık-ses-koku hassasiyeti gibi sorunlarla seyredebilir. Hekim bu sorunların hangisinin önce başladığını, hastanın önceki deneyimlerini ve aile öyküsünü sorgulayacak yeterli zamana sahip değilse kolaylıkla hata yapabilir, hasta olarak benim yaşantımda olduğu gibi.

O halde tekrarlayan sinüzit atağını düşündüren burun akıntısı, göz yaşarması, gözde kızarıklık, geniz akıntısı her zaman migren açısından sorgulanmayı hak eder. Aynı şekilde tekrarlayan nefes darlığı veya ciltte kaşınma atakları da, esas neden araştırılırken migreni de akılda tutmayı gerektirir.

Güzel haber şudur: Migren olasılığı dikkate alınıp yapılan ağrı önleyici tedavi hem baş ağrısını hem de tekrarlayan alerjik sorunları rahatlatır büyük oranda. Hasta ise hem doğru teşhisi alıp sorunu çözüldüğü için hem de yaşam kalitesi yükseldiği için memnun kalır bu sonuçtan.

Bazı merkezlerde bu kişiler için yasaklı aktiviteler veya besinler listesi oluşturulur; çoğu zaman da geri planda ticari kaygılar barındırarak. Modern tıpta migrenli kişilerde “yasaklı aktivite veya besin listesi” gibi bir uygulamanın karşılığı yoktur, yapılan binlerce araştırmaya rağmen. Genel olarak alerjiye ait bilimsel göstergelerin canlı olduğu migrenli kişiler için verilebilecek en geçerli tavsiye, ağrı yaşadıkları günler konusunda detaylı not almaları olabilir. Yedikleri besinlerden maruz kaldıkları iklimsel koşullara dek olası etmenleri not ederlerse ve ay sonunda bu ağrı günlüklerini hekimleri ile paylaşırlarsa, kendileri için özel bir yol haritası çıkarabilirler. Ancak ben bugüne dek birbirini tamamen karşılayan iki yol haritası görmedim, on binden fazla baş ağrısı hastası görmüş bir hekim olarak. Hepimiz kendi özgün reçetemizi yaratmak zorundayız, gerekli yardımları alarak.

Kolay gelsin…

(*Nezle ya da gribin ardından baş ağrısı, burun tıkanıklığı, burun ve genizden sarı-yeşil renkli akıntı, halsizlik ve adaptasyon güçlüğü gibi belirtiler veren sinüzit; tüm mevsimlerde görülse de, en çok kış aylarında etkisini gösteriyor. Kişilerin yaşam kalitesini düşüren sinüzit medikal veya cerrahi tedaviye çok iyi yanıt veren bir hastalık.)

 

Kaynaklar: Özge, A. Genetik Havuzdan Çeyiz Sandığına Migren. İstanbul; A7 Kitap Yayıncılık, 2018.

Daha fazla oku...

Migrene Eşlik Eden Epilepsi: On İki Yaşında Bir Erkek Çocuk Olgusu

manager2024-11-15T23:25:43+03:00

“Başağrısı öncesinde gözünün önüne tanımadığı bir erkek ve kadın görüntüsü...”

On iki yaşında, çocukluğunda karın ağrıları olan bir erkek çocuk tekrarlayan başağrıları nedeniyle getiriliyor. Hastanın öyküsünden önceleri ayda ortalama 3 kez başağrısı olurken son zamanlarda haftada en az 2 kez başağrısı olduğu öğreniliyor.

Başağrısı öncesinde gözünün önüne tanımadığı bir erkek ve kadın görüntüsü fark ediyor ve bu görüntülerin kendisini öldürmek için kovaladığını ifade ediyor. Bu görüntü yaklaşık 20 dakika sürüyor ve sonrasında şiddetli başağrısı yaşıyor. Hemen her başağrısı öncesi aynı olayı yaşadığını ifade ediyor. Başağrısı ile birlikte bulantı bazen de kusma oluyor. Genellikle ağrı olduğunda sessiz ve karanlık bir ortama çekilerek ağrının geçmesini bekliyor. Çekilen beyin MR incelemesi normal olan hastanın uyanıklık EEG’sinde Epilepsi (Sara hastalığı)’yi destekleyen bulgular saptanıyor. Başlanan epilepsi tedavisi ile kısa sürede hem başağrıları hem de görüntüler düzeliyor. Devam eden takiplerinde ek bir sorun ile karşılaşılmıyor.

Migrene eşlik eden epilepsi

Migren benzeri başağrıları olan çocuk ve ergenlerde epilepsi sıklığı toplum geneline oranla daha fazladır.

Bazı hastalarda iki durum birbirinden bağımsız olabildiği gibi bazı durumlarda (bu olguda olduğu gibi) epilepsi nöbeti migreni haber veren (aura) bir belirti şeklinde de ortaya çıkabilir.

Migren ataklarını etkileyen pek çok faktör (uykusuzluk, uzun süre bilgisayar oynamak, uzun süre televizyon izlemek) epilepsi nöbetlerini de tetikler.

Haberci belirti anlamında kullanılan bir sözcük olan “aura” sıklıkla migren atakları öncesinde beyinde oluşan özgün elektriksel aktiviteyi temsil eder. Hastalar sıklıkla görme alanında oluşan ışık kırılmaları, görme keskinliğinde azalma, çift görme, bir kol veya bacağı hareket ettirememe şeklinde aura tarif ederler. Epilepsi nöbeti şeklinde aura seyrek görülen ancak önemli bir durumdur.

Migren tedavisi planlanırken hastada eşlik eden diğer tıbbi durumlar (epilepsi, allerjik hastalık, depresyon, kaygı bozukluğu vb) mutlaka dikkate alınmalıdır.

Kaynaklar: Özge A, Öksüz, N. Migrene Eşlik Eden Epilepsi. Anne Yapamam Başım Çok Ağrıyor (Ed. A Özge) içinde. İstanbul; Boyut Yayıncılık, 2014.

Daha fazla oku...

Mahşerin üç atlısı: Bilinç bulanıklığı, epilepsi ve migren!

manager2024-11-15T23:25:43+03:00

Bayılma, yani “kısa süreli bilinç kaybı” denen tabloyu yaşadıysanız ne kadar ürkütücü olduğunu bilirsiniz. Eğer ve umarım yaşamadıysanız, en sevdiğiniz kişinin gözünüzün önünde kendinden geçtiğini, bazen de vücudunda istem dışı kasılmalar olduğunu hayal edin. O saniyeler size nasıl da uzun gelir ve en deneyimli kişide bile el-ayak nasıl da birbirine dolanır.

Tıpta pek çok nedeni vardır kısa süreli bilinç kaybının neden olduğu bayılmaların. Burada iki önemli nedene değineceğim. İlki, kalpten beyne giden kan akımının kısa bir süre için yeterli seviyenin altına düşmesi olarak ifade edebileceğimiz senkop, yani halk arasında bilinen ismiyle “baygınlık hali”. Bu durumda pek çok sebep araştırılır hekimlerce. Akılda tutulması gereken önemli bir nokta, senkop tablosunun kökeninde migren atağına eşlik eden sinir ağı değişikliklerinin olduğudur. Yani bu durum bir nevi migrenin hediyesi olabilen eşlikçi tablo olabilir. Bazen de migren atağı sonrasında senkop benzeri durum yaşanabilir. Düşününce hekim bulur sorunun cevabını, siz hiç merak etmeyin; ama onun aklına gelmezse, siz kendinizi daha iyi ifade etmenin bir yolunu bulun derim.

Kısa süreli bilinç kaybının ikinci ve daha sık nedeni ise, epilepsi, yani “sara” olarak bilinen bayılma ataklarıdır. Pek çok nedeni ve birbirinden farklı yüze yakın klinik görünümü olan epilepsi nöbetleri bu sitenin ana odağı ve benim de esas çalışma alanım değil açıkçası. Bizim burada değineceğimiz nokta, epilepsi tanısı alan kişilerde toplum ortalamasından altı kat daha sık görülen migren durumu ve bu tespitin tersinin de geçerli oluşudur.

Özellikle de çocukluk çağında sıkça görülen bazı epilepsi tabloları ileri yaştaki migrenin habercisi olabilir kimi zaman. Bazen erken çocukluk çağındaki ateşli havaleler, bazen de ergenlik döneminin sıçrama nöbetleri zamanla kasılmaların eşlik ettiği bayılmaları ve çoğu zaman birlikte görülebilen migren türü baş ağrılarını çağrıştırır.

Bu yüzden özellikle ailesinde tekrarlayan baş ağrıları veya bayılma sorunları olan bireylerde kısa süreli bilinç kaybı veya baş ağrısı varsa uyanık olmalı. Mahşerin atlıları kapıda olabilir!

İyi haber şu ki; ortak tıbbi tedaviler ve yaşam şekli düzenlemesi ile atların dizginlerini ele alıp sağlıklı bir yaşam sürmek mümkün. Yani fark etmek sorunu çözmenin yarısı ve en önemli adımıdır.

Kaynaklar: Özge, A. Genetik Havuzdan Çeyiz Sandığına Migren. İstanbul; A7 Kitap Yayıncılık, 2018.

Daha fazla oku...

El titremesi ile başağrısının bağlantısı nedir?

manager2024-11-15T23:25:43+03:00

Hani vardır ya; heyecanlandığınızda, aceleyle bir iş yaptığınızda veya özen gösterdiğinizde elleriniz titrer. Ne yaparsanız yapın engel olamazsınız o kahvenin dökülmesine, elinizdeki kalemle yazdığınız yazının kötüleşmesine veya bir imza atarken bile yaşadığınız sıkıntıya. İşte bu tür durumlar özellikle de genç bireylerde yaşanıyorsa, bizler hekim olarak bu durumun önce biyolojik yapısal nedenlerini araştırırız. Ailede benzer bireyler olup olmadığını sorgularız, ki nitekim çoğunlukla cevap “evet” olur. Bu durumda koyduğumuz teşhis “esansiyel tremor” dediğimiz, beyinde hareketin ince ayarını yapan kimyasallara ait genetik kökeni olan bir aksaklık olur.

İlginç olan durum; sözünü ettiğim esansiyel tremor hastalarının yaşamları boyunca migren türü baş ağrılarını sağlıklı bireylere oranla kabaca iki kat daha fazla yaşıyor olmalarıdır. Nitekim yakın zamanda bu ilişkinin ortak genetik kökenlerini ortaya çıkaran tatmin edici bilimsel raporlar da açıklandı.

Eskiden beri tik bozuklukları başta olmak üzere farklı özelliklerde hareket bozuklukları ile migren arasında tesadüfü aşan oranlarda bir bağlantı olduğunu biliyorduk. Hatta bu hareket bozukluklarının tedavisinde işe yarayan bazı ilaçların migrenli hastalarımıza verdiğimizde, onlarda da ağrıları seyrekleştirdiği ve hatta yaşanan ağrı ataklarının eskisine oranla daha hafif geçtiğini tecrübe etmiştik. Ancak; genetik açıdan ortak adresler bulmak, konuya daha geniş pencereden bakmamız gerektiğini anımsattı biz hekimlere.

Bu durum, hastalarımıza, baş ağrısı için gittikleri hekim meslektaşlarımıza ağrı dışında yaşadıkları tüm bedensel belirtileri aktarma sorumluluğunu yükledi. Ancak böylelikle her zaman söz ettiğimiz ormanı daha iyi görebiliriz, yalnızca baş ağrısı ağacına odaklanmadan.

 

Kaynaklar: Özge, A. Genetik Havuzdan Çeyiz Sandığına Migren. İstanbul; A7 Kitap Yayıncılık, 2018.

Daha fazla oku...

Fibromyalji (Kas Romatizması) ve Migren: “Başağrısını anladım da, bedenimin kalanına ne oluyor?”

manager2024-11-15T23:25:43+03:00

Fibromyalji, yani halk arasında bilinen ismi ile “kas romatizması” yaygın ve gezici beden ağrıları, müzmin yorgunluk, algılama güçlükleri, duygulanım sorunları ve migren karakterine benzer baş ağrıları ile seyreden çok yaygın görülen bir sorundur. Hani vardır ya, “Nasılsın?” diye sormaya çekindiğiniz. “Bir dokun bin ah işit!” tarzı insanlar; işte onların büyük kısmı fibromiyalji hastalarıdır. Bu kişilerle konuştuğunuzda, ortalama %20’sinde (bazı toplumlarda ise %33’ünde) migrenle fibromyalji’nin birlikte görüldüğünü fark edersiniz. Muhtemeldir ki size daha önceki bölümlerde anlattığım o ağrı matriksinin hem migren hem de fibromyalji nedeniyle bolca meşgul edilmesi durumu olumsuz etkiliyor ve hastaların beyinlerinde “merkezi duyarlılaşma” dediğimiz kalıcı tahribata yol açıyor.

Yaygın beden ağrıları olan bu fibromyaljik kişiler, çoğu zaman baş ağrısıyla beden ağrıları birbirine karıştığı için kendilerini ifade etmekte zorluk çekerler. Düşünsenize: Size sürekli dert yanan bir arkadaşla sık görüşmek ister misiniz? Ya da beyler (maalesef hastalar çoğunlukla kadın olduğu için böyle söylüyorum), doktora gidip elle tutulur hiçbir sorun tespit edilemeyen eşlerine ağrılarını sanki kafalarından uyduruyorlarmış gibi eleştirel yaklaşabiliyorlar. Ve hatta hekimler bu hastalara “hastalık hastası” gibi davranabilirler. Zaten ailemizden aldığımız çeyiz sandığı diye size anlattığım ve hastalığın nedeni olan genetik havuzdaki proteinlere bağlı olarak depresif, kaygılı ve alıngan olan bu kişiler böyle bir davranış ile karşılaştıklarında nasıl hisseder acaba? Bu döngü içerisinde sıklıkla sorunlar katlanarak devam eder. Bu insanlar bana geldiklerinde, yalnızca sürekli kasılmaktan dolayı kaslarındaki nodüllerle (nasır benzeri yapılar) değil, yıllardır hastalıklarını anlatmak için hekim hekim gezip travmaya uğrayan ve incinen ruhlarındaki nasırlarla da uğraşmam gerekir çoğunlukla. Ve inanır mısınız, hastalığın biyolojik bir soruna bağlı olduğunu açıklayıp ismini söylediğimde, bazı hastalarımın sevinç gösterilerine tanık olurum. O an anlarım ki böyle davranarak, hastaya farkında olmadan itibarını iade etmiş olurum. Zira tıpkı migrendeki gibi fibromyalji’nin de kendine has beyin kimyasallarıyla ispat edilmiş biyolojik, eşlik eden duygulanım sorunlarına bağlı psikolojik ve yarattığı iletişim hasarların getirdiği sosyal bir boyutu vardır. Biz tıpta bu tür hastalıkları “biyopsikososyal” başlığı altında toplarız. Tıpkı migren gibi fibromyalji de böyle bir hastalıktır.

Düşünün: Sabah kalktınız; güzel bir gün geçirmek için gözlerinizi açıyorsunuz ki her yeriniz ağrıyor. Yatakta gerinmek bile başlı başına bir ıstırap nedeni. Ha gayret diyerek ayağa kalktınız, hazırlandınız, eşiniz ya da çocuklarınız bir şey söyledi. Sizi eleştirdi bir nedenle, bu daha da çok kasılmanıza neden oldu ve ağrılarınız arttı. Onları yolcu ettiniz. Biraz ortalığı toparlamak istediniz; her adımınız, her hareketiniz adeta bir ıstırap. Aklınız sabah ve daha önce aldığınız eleştirilerde. Bu günlerde adet olacağım inşallah bir de baş ağrım tutmaz diye bir soruda vızırdıyor adeta beyninizde.

Aklınızın diğer ucunda sürekli işittiğiniz psikiyatrik tedavilerin zararları bozuk plak gibi çalıyor sürekli. Tam o sırada biri çıkıp size bunun kalp hastalığı veya şeker hastalığı gibi elinizde olmayan biyolojik bir soruna bağlı olduğunu söylüyor. Tedavi edilebileceğine dair güvence veriyor. Siz de, “Ben bunu aşarım” diyerek doktorunuzun verdiği ilaçları içiyorsunuz, gösterilen egzersizleri yapmaya başlıyor ve bir yolunu bulup dışarı çıkıyorsunuz. Keyif alacağınız aktivitelere katılıyorsunuz. Dostlarınızla birlikte vakit geçiriyorsunuz. Psikolojik destek alıyorsunuz. Ve fark ediyorsunuz ki yavaş yavaş iç barış sağlanıyor. Ağrılarınız azalırken mutluluğunuz katlanarak artıyor. Bu huzur ortamı bulaşıcıdır ve zamanla ailenize ve çevrenize de bulaşıyor; daha az çatışan, daha çok takdir eden diyaloglar yaşanıyor bulunduğunuz ortamlarda. Tüm bunlar bir ütopya ya da bilim kurgu değil, gerçeği anlayıp doğru noktadan mücadeleye başlama meselesi sadece. Mücadeleniz hayırlı olsun…

 

Kaynaklar: Özge, A. Genetik Havuzdan Çeyiz Sandığına Migren. İstanbul; A7 Kitap Yayıncılık, 2018.

Daha fazla oku...

Migren, damar sertliği ve felç riskini artırır!

manager2024-11-15T23:25:43+03:00

 

Migren, insan beyninde sinir hücreleri, atardamarlar, beyin zarları ve hedef dokularda bir dizi kimyasal değişimle giden, kendine has genetik ve gelişme potansiyeli olan çok yönlü ilginç bir hastalıktır.

Ben öğrenciyken migren ağrılarının beyindeki damarların genişlemesiyle oluştuğu ve damarlar büzüştüğünde de ağrının geçtiğini varsayan görüş kabul ediliyordu tıp dünyasında. Nöroloji asistanı olduğumda, damarların önemi olmadığı, konunun tamamen beyindeki sinir hücrelerindeki uyarılma ile ilgili olduğu görüşü kabul edildi. Doçent olduğumda ise, migren ağrısının sinir hücreleri, beyin zarları ve tüm bu yapıları besleyen damar ağlarının bir bütününü ilgilendiren bir ağrı olduğu anlaşıldı. Son açıklama daha akla yakın idi ve klinikte karşılaştığımız sorulara daha net cevaplar veriyordu. Güzel haber şu: Migren ağrısının nasıl gerçekleştirdiği sorusuna yanıt arayan tıp dünyasına ülkemizden de pek çok saygın bilim insanı anlamlı katkılar sunmuştur. Son yıllarda ise migrende beyindeki kılcal damarlar başta olmak üzere damar ağları ve duvarlarında yaşanan değişimler yeniden önem kazandı. Hem “auralı migren” olarak bilinen haberci belirtili migren ataklarında yaşanan kılcal damar tıkanıklıkları rol oynadı bu geri dönüşte; hem de migren hastalarında tesadüfü aşan oranlarda yaşanan damar sertliği olguları rol oynadı. Auralı migren olguları sigara içerse, doğum kontrol hapları gibi hormon içeren ilaçları kullanırsa, iyi beslenmeyip kolesterol yüksekliği gibi ek damar sertliği sorunu taşırsa, gerçekten de beyinlerinde açıklanması gereken damar tıkanıklıkları oluşuyordu. Nitekim son yayınlarda migrenlilerde felç riskinin genel olarak 2,5-4 kat daha fazla olduğunu destekleyen bilgiler paylaşıldı bilim dünyası ile. Bu noktada hastaların ve hekimlerin bilinçlenmesi, en azından migrenli kişilerin sigara, kolesterol, doğum kontrol hapı gibi damar sertliği riski taşıyan ek sorunlardan uzak durması açısından faydalı bir bilgidir.

Buna karşın artık her Türk evladının en az bir beyin filmi olduğu gerçeğini gözeterek filmlerde rapor edilen ve biz hekimler için anlamı sadece “migren olgusunu desteklemek” olan kılcal damar tıkanıklıklarını felç olarak yorumlamamak gerekiyor. Burada sözüm, “Google Teyze”den doktorluk öğrenmeye çalışan tıp eğitimi almamış bilgeleredir. Oysaki bahse konu tıkanıklıklar ağrıya sebep olmayan ve hekimin migren tanısını destekleyen belirtiler olmaktan öte bir anlam taşımıyor bizler açısından. Önerimiz ise, her sağlıklı bireyde olduğu gibi genel damar sertliği önlemlerini anımsatmaktan öte bir mesaj içermiyor bu tür hastalarda.

Özetle; migrenli doğmayı siz seçmediniz ama felç geçirip geçirmemek büyük oranda sizin elinizde. Şansınızı kullanın derim… O halde, siz de benim gibi migrenli iseniz;

  • KESİNLİKLE ve kesinlikle, elektronik ya da “light” bile olsa sigara içmeyin.
  • Boyunuza göre kilonuzun orantılı olmasını sağlayın, yani kilo almayın.
  • Kolesterol yüksekliği gibi bir sorununuz varsa diyet, egzersiz gibi temel önlemleri alın. Takip edin; sorun çözülmüyorsa veya benimki gibi genetik ise hekiminize danışarak ilaç kullanın. İnanın ki ilaçların yan etkisi, sizin felç riskinizin yanında kolaylıkla ihmal edilebilir olacaktır.
  • Düzenli egzersiz bir şekilde mutlaka hayatınızda yer almalı. “Spor sağlığa zararlıdır” diye takılırız bazen aramızda; ancak unutmayın ki size uyan bir egzersiz mutlaka vardır. Araştırıp bulun onu ve hayatınızın ritmine eklemeye çalışın bir şekilde.
  • Tansiyon yüksekliği söz konusu ise, diyet ve ilaçlar dâhil tüm tavsiyeleri dikkate alın, yaşam şeklini düzeltmekten başlayarak.
  • Şeker hastalığı veya insülin direnci gibi bir sorun varsa; diyet, egzersiz, tıbbi tedavi dâhil tüm önerileri dikkatle uygulayın. Şeker, hem damar sertliği için, hem de beynin tek enerji kaynağı olan şeker nedeniyle sinir hücrelerinin sağlığı açısından en önemli hastalıktır. İşler yolunda gitmezse, uzun dönemde hem damar sertliği hem de sinir hasarı nedeniyle bireyin yaşamını olumsuz etkiler.

 

Kaynaklar: Özge, A. Genetik Havuzdan Çeyiz Sandığına Migren. İstanbul; A7 Kitap Yayıncılık, 2018.

 

Daha fazla oku...

Oftalmoplejik (çift görmenin eşlik ettiği) Migren: On Yedi Yaşında Bir Kız Ergen Olgusu

manager2024-11-15T23:25:43+03:00

“Son 3 aydır ağrıları daha da sıklaşan hasta bir haftadır dikkati çeken çift görme ve sol göz kapağında düşme...”

On yedi yaşında lise öğrencisi olan bir kız çocuğu, 15 yaşından beri dikkati çeken başağrısı atakları tarif ediyor. Bu ağrı atakları sıklıkla alında yerleşik, stres ve açlıkla tetiklenebilen, 1-2 saat kadar sürebilen, zonklayıcı karakterde ağrılar şeklinde oluyor.

Ağrılar sırasında mide bulantısı, bazen kusma, televizyonun sesinden rahatsız olma ve görüntüleri takip edememe sorunu eşlik ediyor. Ağrılar hareket etmekle kötüleşiyor ve sonrasında saatlerce uyuma ihtiyacı duyuyor. Son 3 aydır ağrıları daha da sıklaşan hasta bir haftadır dikkati çeken çift görme ve sonrasında gelişen sol göz kapağında düşme nedeniyle başvurdu. Bir yıl öncesinde birkaç gün süren çift görme ve başağrısı şikayeti tarif ediyor ancak gittikleri göz doktoru sorun olmadığını istirahat etmesini önermiş. Ağrılar ve çift görme bir hafta içinde tamamen düzelmiş. Annesinde de benzer şekilde ağrıları olduğu ifade edilen hastanın yakınlarında kalp damar sağlığına ait bozukluklar sıkça belirtildi. Yapılan muayenede solda göz hareketlerini sağlayan sinirlerde sorunu destekleyecek bulgular vardı. Yapılan kan tahlilleri ve filmler sonucunda yapısal bir sorun tespit edilmedi. Hasta birkaç haftalık kortizon tedavisi ile tamamen iyileşti. Klinik takipleri devam ediyor.

Oftalmoplejik (çift görmenin eşlik ettiği) migren

Bazı başağrıları göz çevresinde yerleşiktir. Bazen de ağrıyla birlikte çift görme, göz kapağında düşme gibi ek bulgular gözlenir. Bunlar tıbbi önemi yüksek ve acil teşhis gerektiren tablolardır.

Kapsamlı bir incelemeden sonra görme bozukluklarına yol açan başkaca bir neden bulunamazsa ve hastamızda olduğu gibi ağrı özellikleri migreni destekliyorsa “oftalmoplejik migren” adı verilen özgün bir migren çeşidini düşündürür.

Bu hastalarda tıbbi tedavi sonrasında tam veya tama yakın iyileşme beklenir.

Bazı olgularda sorun tekrarlayıcı özelliktedir ve her koşulda düzenli takip gerektirir.

Kaynaklar: Özge A, Öksüz, N. Oftalmoplejik (Çift Görmenin Eşlik Ettiği) Migren. Anne Yapamam Başım Çok Ağrıyor (Ed. A Özge) içinde. İstanbul; Boyut Yayıncılık, 2014.

  Prev1…345…11Next  

Son Yazılar

  • 10th MENA Meeting & 6th Turkish African Meeting of Headache and Pain Management Congress
  • 4. Mısır Başağrısı Kongresi
  • Çocuk-Ergenlere Mektup Var!
  • Doktora gitmeden önce başağrıları hakkında çocuğunuzu bilgilendirin: Örnek bir ebeveyn-çocuk diyaloğu
  • Başı ağrıyan çocukları olan ebeveynlere yönelik genel öneriler: Ağrısız bir yaşam için ne yapabilirsiniz?

Copyright © 2025 Küresel Migren ve Ağrı Derneği. Tüm hakları saklıdır.

Facebook Twitter Youtube Instagram Linkedin
  • Anasayfa
  • Hakkımızda
    • Vizyon Misyon
    • Başkan’ın Mesajı
    • Yönetim Kurulu
    • İş Birlikleri
    • Dernek Tüzüğü
  • Hekimler İçin
  • Hastalar İçin
  • Basında Biz
  • İletişim
  • Üyelik