Küresel Migren ve Ağrı DerneğiKüresel Migren ve Ağrı Derneği
  • Anasayfa
  • Hakkımızda
    • Vizyon Misyon
    • Başkan’ın Mesajı
    • Yönetim Kurulu
    • İş Birlikleri
    • Dernek Tüzüğü
  • Hekimler İçin
  • Hastalar İçin
  • Basında Biz
  • İletişim
  • Üyelik
Daha fazla oku...

Başağrılı çocuk ve ergenlerde tik bozukluğu olduğunda…

manager2024-11-15T23:25:42+03:00

İstemsiz motor hareketlerden olan tikler, çocukluk çağında en sık görülen hareket bozukluğudur. Tikler sıklıkla yüzde başlar, sıklığı ve şiddeti gün içinde dalgalanma gösterir. Bunun yanında gün içindeki stres etmenleri ile artış sıkça gözlenir. Tiklerdeki dalgalanmalar en sık 10-12 yaş aralığında görülür. Tik bozukluğu tek başına görülebildiği gibi migrenle ilişkili bir sorun olarak da görülebilir. Özellikle ailede migren öyküsü olan çocuklarda akılda bulundurulmalıdır. Baş ağrısı tikleri tetikleyen önemli etmenlerden biri olabilir.  Öte yandan tikler ile saplantı zorlantı bozukluğu (obsesif kompulsif bozukluk-OKB), dikkat eksikliği hiperaktivite bozukluğu ve özgül öğrenme bozuklukları gibi ek psikiyatrik sorunlar sıkça birliktelik gösterir. Akut ve kronik stres tiklerin alevlenmesine neden olabileceği için, özgüven eksiklikleri, sosyal streslerle baş edebilme özelliği, aile ilişkileri ve okul uyumu gibi konular tedavide mutlaka ele alınmalıdır. Eşlik eden baş ağrısı gibi bedensel yakınmaların olduğu durumlarda tedavi mutlaka çok disiplinli olarak planlanmalı, sorunların kendi uzmanları tarafından ayrı ayrı tedavi edilmesi önerilmektedir.

Kaynaklar: Toros F. ‘Başağrılı Çocuk ve Ergenlerde Tik Bozukluğu Varsa…’ Anne Yapamam Başım Çok Ağrıyor (Ed. A Özge) içinde. İstanbul; Boyut Yayıncılık, 2014.

Daha fazla oku...

Çocuk ve ergenlerde öğrenme güçlükleri ve bellek sorunları migren habercisi kabul edilebilir mi?

manager2024-11-15T23:25:42+03:00

Öğrenme güçlükleri, son yıllarda tıpta bilgi birikimi ve ilginin arttığı alanlar arasında sayılmaktadır. Tıp literatürüne kazandırılan yeni çalışmalar bize migrenin sadece belirtilen özelliklerde baş ağrısı ataklarından ibaret olmadığını öğretti. Migren atakları bilgilerin anlık bellekten kısa ve uzun süreli belleğe aktarılmasını olumsuz etkiler. Bu nedenle migren genetik tohumlarıyla doğan çocuklar akranlarına göre bir parça farklı şekillerde öğrenir bilgileri. Keza hatırlama konusunda da farklı performans gösterirler, yaşadıkları migren ataklarının türü ve sıklığıyla orantılı olarak.

Öğrenme güçlüğü, bazen migren öncesi saatlerde birazdan gelecek olan atağı haber veren bir belirti olabilir. Öte yandan, migren atakları sırasında bireylerin zihinsel becerilerinin öğrenme ağırlıklı olarak kötüleştiğini biliyoruz. Ancak ne hastalar ne de hastanın ağrısına odaklanan hekimler için bu sorun çoğu zaman ağrının gölgesinde kalmaya mahkûm olur. Son olarak da detaylarını aşağıda açıklayacağım şekilde tekrarlayan migren ataklarının beyindeki öğrenme mekanizmalarına verdiği zarar dikkate alınmalıdır.

Son yıllarda daha da iyi anladık ki beyin kabuğu ve içerisinde ağrının temsil edildiği dokuz farklı alanı birbirine bağlayan, ağrının temsil merkezi olarak kabul edilen ve “özel ağrı şebeke” anlamına gelen ağrı matrisi var. Bu matrisin özellikle de gelişen beyinlerde sıkça meşgul edilmesi, çok ta keyifli olmayan bir ağrı hafızası gelişmesine sebep oluyor. Gelişmiş bir ağrı hafızası zamanla ilgili beyin şebekelerinde kalıcı hasarlara kadar gidebilen bir dizi soruna zemin hazırlıyor. Yıllar süren ağrı deneyimi sonrasında, “Artık daha çok unutur oldum” diyen hastalarımı daha kolay anlar oldum, bu bilgileri birer birer kavradıkça.

Özetleyecek olursam bilim dünyasında yaşanan son gelişmeler gösteriyor ki;

-Migren atağı öncesindeki saatlerde (hazırlık aşaması) zihinsel beceriler %30 azalıyor.

-Eğer kişi “auralı migren” dediğimiz beyin kabuğuna ait geçici işlev bozukluğu ile seyreden bir atak yaşıyorsa, bu oran %56’yı buluyor.

-Migren atağının tüm göstergeleri ile ortaya çıkıp kişinin yaşamsal işlevlerini aksattığı dönemde zihinsel beceri kaybı %38 olarak raporlanmış.

-Nitekim üzerinden adeta dozer gibi geçen bir ağrıyı atlatmış kişide zihinsel beceriler test edildiğinde, %40 civarı bir azalma olduğu saptanıyor.

Migrenin sadece ağrı ve beraberinde gözlenen bedensel sorunlardan ibaret olmadığını, özellikle sıkça yaşanan ağrı ataklarının etkisiyle gözlenen diğer sorunları da düşünelim. Örneğin, hastaların %42’si atakları sırasında duygu durum sorunları yaşıyorlar. Sıklıkla her zamankinden daha depresif ve kaygılı oluyorlar. Keza hastaların %42’si görme sorunları yaşıyor. Bu sorunlar da doğal olarak zihinsel beceriler için göz ardı edilemeyecek bir dezavantaj oluşturuyor.

Mevcut göstergeler ışığında tüm değişkenler hesaba katılırsa, migren atakları nedeniyle bireylerin zihinsel becerilerinin toplamda %87 gibi yüksek bir oranda bozulduğunu söyleyebiliriz. Bu durumun uzun dönem sonuçları ve ileri yaşta beklenen Alzheimer hastalığı gibi zihinsel işlevleri etkileyen sorunlarla bağlantısı konusunda henüz net bir çıkarımda bulunmak mümkün değil. Ancak tedbirli olmak için yeterince neden var gibi görünüyor.

-Migrenli isek sık atak geçirmemek için yardım almalıyız.

-Yaşamın her anında zihinsel becerilerimizi güçlendirecek fiziksel ve zihinsel egzersizler yapmalıyız.

-Aktif sosyal yaşam için fırsat yaratmalıyız.

-Kendimizi hobilerle güçlü tutmalıyız.

-Gün içerisinde ruhumuzu dinlendirmek ve iyi hissetmek için kendimize belirli bir süre ayırmalıyız.

-Ve tüm dünyada ve ülkemizde var olan tüm sorunları tek başımıza düzeltemeyeceğimize göre, mutlu olmak için önce kendi bakış açımızı değiştirmeliyiz. Bu şekilde belki dünya için de iyi şeyler yapabiliriz.

Kaynaklar: Özge, A. Genetik Havuzdan Çeyiz Sandığına Migren. İstanbul; A7 Kitap Yayıncılık, 2018.

Daha fazla oku...

Çocuğun yalnızca ders çalışırken başı ağrıyorsa nelerden şüphelenmemiz gerekir?

manager2024-11-15T23:25:42+03:00

Çocukta; matematik bozukluğu, yazılı anlatım bozukluğu, okuma bozukluğu gibi özel öğrenme güçlüğü olabilir.

-Çocukta algılama güçlüğü (Mental Retardasyon) olabilir.

-Çocukta performans kaygısı olabilir.

-Çocukta Dikkat Eksikliği Hiperaktivite Bozukluğu olabilir.

-Çocukta motivasyon eksikliği olabilir.

-Çocukta görme kusuru olabilir.

-Vereceği cevap karşısında sürekli eleştiri alacağı gibi olumsuz düşüncelerin yol açabileceği özgüven yetersizliği olabilir.

-Öğretmen ve ebeveynlerin çocuktan beklentileri çocuğun kapasitesini aşıyor olabilir.

-Eşlik eden migren gibi özgün bir başağrısı nedeni ders çalışma stresi ile tetikleniyor olabilir.

-Gerilim tipi başağrıları stres altında tetiklenme eğilimindedir. Aileler bu durumlar hakkında bilgilendirilmelidir.

-Çocuk yalnızca ders çalışırken başının ağrıdığını söylüyor ise ders algısında veya başarısında soruna yol açabilen ruhsal bozukluklar veya tutumlar araştırılmalıdır.

 

Kaynaklar: Toros F. ‘Çocuğun Yalnızca Ders Çalışırken Başı Ağrıyorsa…’ Anne Yapamam Başım Çok Ağrıyor (Ed. A Özge) içinde. İstanbul; Boyut Yayıncılık, 2014.

Daha fazla oku...

Migrene Eşlik Eden Dikkat Eksikliği ve Obezite: On Üç Yaşında Bir Kız Ergen Olgusu

manager2024-11-15T23:25:42+03:00

‘Ağrılarına bulantı, sesten rahatsızlık ve bazen de koku...”

On üç yaşında bir kız çocuğu son bir yıldır devam eden başağrıları ve dikkat eksikliği nedeniyle gittiği diyetisyen tarafından yönlendirilmiş. Başağrıları ayda 3-4 kez olan bir saat kadar süren, alında yerleşik sıkıştırıcı ataklar şeklinde tarif ediliyor.

Ağrılarına bulantı, sesten rahatsızlık ve bazen de koku rahatsızlığı eşlik ediyor. Bu nedenle sık terlediği halde parfüm kullanamıyor. Ders başarısı orta düzeyde olan hasta son dönemde kilolu olduğu için sık sık mutsuz olduğunu ifade ediyor. Vücut kitle indeksi 24 olan ve ilave hormonal problem saptanmayan hasta Çocuk-Ergen Psikiyatrisi değerlendirmesinde dikkat eksikliği hiperaktivite bozukluğu (DEHB) tanısı alıyor. Migren atakları için yaşam şekli düzenlemesi ve migren önleyici tedaviye başlandı. DEHB için aile görüşmesi yapıldı, öğretmene bilgi verildi ve ilaç tedavisine başlandı. Sonrasında hasta diyetine de daha iyi uyum gösterdi. Son kontrolde hedef kilosuna ulaştığı ve son 3 aydır başağrısı atağı yaşamadığı ifade edildi.

Migrene Eşlik Eden Dikkat Eksikliği ve Obezite

Ruhsal gelişim açısından baktığımızda özellikle ilk ergenlik döneminde (12-15 yaş) fiziksel uğraşlar çok yoğun olarak yaşanmaktadır. Çocuk ve ergendeki obezitede akranların ve yetişkinlerin olumsuz yorumları kronik stres oluşumuna yol açabilir. Obezite’nin oluşturduğu fizyolojik sorunların yanı sıra ruhsal süreçteki bu olumsuzluklar da baş ağrısının ortaya çıkması ve devamlılık göstermesine neden olabilir.  Obezite riski yüksek olan çocukların tedavi süreci ertelenmemelidir. Öte yandan migrenli çocuklarda hazır gıdalar, kabuklu yemişler, asitli içecekler ve çikolata gibi bazı besinler baş ağrısı ataklarını tetikleyebilir. Aynı şekilde açlık da migren ataklarını tetikler. Bütün bunlar da göz önünde bulundurularak çocuk ve ergenlerin aç kalmadan düzenli ve sağlıklı beslenmesi sağlanmalıdır. Yanlış beslenme alışkanlıkları danışmanlık alınarak düzeltilmeli ve bu durum yaşam şeklinde dönüştürülmelidir.

Kaynaklar: Özge A, Toros F, Güler G, Öksüz, N. Migrene Eşlik Eden Dikkat Eksikliği ve Obezite. Anne Yapamam Başım Çok Ağrıyor (Ed. A Özge) içinde. İstanbul; Boyut Yayıncılık, 2014.

Daha fazla oku...

Dikkat eksikliği olan hiperaktif çocukların başı sık ağrıyor!

manager2024-11-15T23:25:42+03:00

Son 30 yılda sıkça duyar olduk, dikkat eksikliği, hiperaktivite bozukluğu, kısaca DEHB ismi verilen davranış ve algılama sorununa konu olan bir dizi rahatsızlığı. İlginç olan şu: Dünyadaki yaygınlığına baktığımızda, DEHB için %1-19 arasında bir oran çıkıyor karşımıza. BU oran neredeyse migren görülme sıklığı ile bire bir örtüşüyor. Migren gibi bu hastalığın da farklı türleri mevcut ve her biri kendi doğal seyrini takip ediyor.

Burada DEHB’yi anlatmak bana düşmez, konunun uzmanları dururken. Ben size 15 yılı aşkın süredir büyük bir şans eseri çocuk ve ergen baş ağrılarına, bu alanda uzman olan psikiyatr arkadaşlarımla birlikte bakabilme şansımın getirdiği deneyimleri aktaracağım kısaca. Gerçekten de büyük bir gururdur benim için; her şeye rağmen, ülkemizdeki ilk çocuk baş ağrısı polikliniğinin açılmasında rol oynamış olmak. Bunun gerçekleşebilmesi için, Çocuk-Ergen Psikiyatrisi bölüm başkanı arkadaşım Prof. Dr. Fevziye Toros’un önemli iş birliği zemin hazırladı. Birlikte hasta görürken fark ettik ki tıp literatüründe bildirilen depresyon ve kaygı bozuklukları kadar DEHB tanısı olan çocuklarda ve ebeveynlerinde sıkça baş ağrısı sorunu vardı. Bu çocukları ve annelerini muayene ettiğimde pek çok yeni migren olgusu teşhis ettim. Benzer durum, nöroloji kliniğinde takip ettiğimiz migrenli anneler ve çocukları için de geçerliydi. Sorulduğunda daha sık fark ediyorduk, bu DEHB-migren ilişkisini. Sonrasında yaptığımız bilimsel çalışmalarla ve dünya literatüründen gelen destekleyici bilgilerle öğrendik bu gözlemimizin hoş bir tesadüften öte bilimsel bir anlamı olduğunu. Yalnızca çocuğun değil annenin migreni dahi DEHB eşlik etme olasılığını artırıyordu. Keza DEHB’li çocuklar maalesef ilerleyen yaşlarda migren türü baş ağrıları için akranlarına oranla daha fazla risk taşıyordu. Son bir dikkati çeken bilgi de, DEHB tanısı alan çocuklarda gerilim tipi baş ağrısı dediğimiz, kafatasını yerinde tutan kasların kasılması ve içsel gerginlikle giden baş ağrısı ataklarının da ortalamanın üzerinde bir sıklıkla ortaya çıkması idi.

Bu noktadan yola çıkarak, gerek ebeveynler, gerekse hekimlerin DEHB tanısı alan çocuklarda ve ebeveynlerinde baş ağrısı için sorgulama yapması gerektiğini söyleyebiliriz. Keza temeldeki davranış sorununu çözmek sadece çocuğun ve ailenin yaşam kalitesini artırmakla kalmayacak, ilerleyen yıllarda çocuğun bize migren türü şiddetli baş ağrıları ile gelmesini de önleyecektir.

 

Kaynaklar: Özge, A. Genetik Havuzdan Çeyiz Sandığına Migren. İstanbul; A7 Kitap Yayıncılık, 2018.

Daha fazla oku...

Başağrılı çocuk ve ergenlerde dikkat eksikliği hiperaktivite bozukluğu (DEHB) olduğunda…

manager2024-11-15T23:25:42+03:00

Dikkat Eksikliği Hiperaktivite Bozukluğu (DEHB) migren olgularında sık bildirilen bir durumdur ve migren atakları okulla ilişkili stres etmenleri gibi dış uyaranlardan olumsuz etkilenir. Tedavi edilmemiş DEHB olgularında okul başarısı düşüklüğünde migren ataklarının başlı başına bir neden olabileceği düşünülmelidir, bu noktada çocuğun ve ailenin baş ağrısı öyküsü araştırılmalıdır. Çocuk ve ergenler akademik olarak çok zorlandıkları zaman baş ağrısı gibi bedensel yakınmalar tetiklenebilir. Öte yandan ataklar çocukların sosyal işlevselliğini de bozabilir. Baş ağrısı atakları sırasında çocuklar oyun ve hobilerini bırakmak durumunda kalabilirler. Bu durum çocukların benlik saygısını ve sosyal ilişkilerini olumsuz etkilemektedir. Böylesi bir durumda çok disiplinli, objektif ve ön yargısız bir yaklaşım gereklidir.  Çocuk ya da ergen istenmeyen bir davranış sergilediğinde altta yatan asıl nedenler araştırılmalı, peşinen yargılanmamalıdır. Hastaların ağrılarının ne zaman ve hangi koşullarda başladığı dikkatle dinlenerek sorunun çözümü kolayca bulunabilir. Erken tedavi ve tutumlarla DEHB’li çocuklar üzerindeki stres düşürülerek, baş ağrı sıklığı ve şiddeti azaltılmaya çalışılmalıdır. İki sorunu birlikte çözmeye yönelik yaklaşımlar her zaman daha başarılı olmaktadır.

Tedavi öğretmen ve aile bilgilendirmesi ile başlar. Ortak bir davranışsal yol çizmek çözümü kalıcı hale getirecektir. Bu süreçte aşağıdaki önerilerin göz önünde bulundurulması yararlı olabilir:

*Çocukların eğitim ve öğretiminde bireysel farklılıklar göz önünde bulundurulmalıdır.

*DEHB’li çocuk ve ergenlerdeki olumlu davranışları ve özgüven gelişimini pekiştirici tutum sergilenmelidir.

*Aileler ve öğretmenler çocukları özellikle sınıf veya arkadaş grubu gibi topluluk önünde eleştirmemeleri gerektiği konusunda uyarılmalıdır.

*Çocuğa her çalışma sırasında aklında tutacağı kadar bilgi verilmeli, yoğun bilgi yüklenmesinden kaçınılmalıdır.

*Çocuklar sınavlarda soruları yavaş cevaplıyorlarsa ek süre verilerek uyumları sağlanmalıdır.

*Ebeveynler ve öğretmenler stresle baş etme yöntemleri konusunda yeterli donanıma sahip olmalıdır.

*DEHB’li çocuklarda kullanılan bazı ilaçların da tedavinin ilk haftalarında baş ağrısını tetikleyebileceği unutulmamalıdır.

Kaynaklar:

Toros F. ‘Başağrılı Çocuk ve Ergenlerde Dikkat Eksikliği Hiperaktivite Bozukluğu (DEHB) Varsa…’ Anne Yapamam Başım Çok Ağrıyor (Ed. A Özge) içinde. İstanbul; Boyut Yayıncılık, 2014.

Özge A, Toros F, Güler G, Öksüz, N. Görsel Auralı Migren ve Dikkat Eksikliği Hiperaktivite Bozukluğu. Anne Yapamam Başım Çok Ağrıyor (Ed. A Özge) içinde. İstanbul; Boyut Yayıncılık, 2014.

Toros F, Özge A, Güler G. Dikkat Eksikliği Hiperaktivite Bozukluğu’na Eşlik Eden Yaygın Anksiyete Bozukluğu ve Konuşma (Artikülasyon) Bozukluğu’na Bağlanan Başağrısı. Anne Yapamam Başım Çok Ağrıyor (Ed. A Özge) içinde. İstanbul; Boyut Yayıncılık, 2014.)

Daha fazla oku...

Titiz, kaygılı ve depresif çocuk-ergenlerin başı daha çok mu ağrır?: Kaygı-depresyon-ağrı şeytan üçgeni

manager2024-11-15T23:25:42+03:00

Migren, genetik havuzundan çeyiz sandığına düşen en üretken tohumlardan birisi, kaygı veya titizlik başta olmak üzere farklı şekillerde yeşeren psikolojik bozukluklar tohumudur kuşkusuz. Yüzde yetmişi aşan bir oranda migrenli ve kaygılı ebeveynlere sahip olan bu bireyler sahip oldukları gen tohumlarını, ebeveynlerinin farkında olmadan onlara hazırladıkları “mükemmeliyetçi ve hassas” bahçede kolayca yeşertirler. Böyle bir ortamda yeşeren genler ise bireyin tüm hayatına yön verir bir anlamda; migren, sahneye başrolde çıksın veya çıkmasın, bu böyledir.

Beynimizin ön bölümünün (lobunun) iç kısmında yer alan bir bölge (orbitofrontal korteks) ve üretilen kimyasallara ait bozukluklar kişileri adeta “tüm dünyanın düşünce yükünü çekmek üzere görevlendirilmiş” gibi hissettirir. Onlar, ellerinde olmadan çok hassas ve detaycıdırlar. Kimseyi kırmak istemezler. İşlerinde detaycı ve titiz oldukları için bir ölçüde takdir görebilirler; ancak diğer insanların aynı hassasiyeti göstermiyor oluşları bir ölçüde incitir onları. İşte bu kişiler migren türü baş ağrısı açısından dezavantajlıdır.

Neden mi?

Sözünü ettiğimiz bireyler, genetik olarak aynı potansiyeli yeşertecek benzer hassasiyette anne-babalarla büyümüşlerdir. Ailede doğal olarak düzenli ve duygusal açıdan hassas çocuklar daha fazla takdir edildiği için bu gen daha da yeşerip gelişmiştir. Eğer ailede bu çocuğun gelişimini örseleyen şiddet, istismar veya baskı ortamı varsa, genden çıkan proteinler (yani bizim ifade ettiğimiz gibi anlatırsak, bahçede yeşerip büyümekte olan bitki) biraz değişikliğe uğrayabilir ve olay tedavi gerektiren bir hastalık boyutunu alabilir. Bu durumda yaşanan stres migren türü baş ağrılarını sıklaştırır, sıklaşan baş ağrıları ise stresi artırır. Sonuçta bireyin yaşam kalitesi düşer.

Hassas, detaycı, ince ruhlu ve mükemmeliyetçi bir kişinin;

-Sıkça yaşanan baş ağrısı ile hayattan kopan saatler,

-Başım neden ağrıyor?” diye adeta beyni patlatan cevapsız onlarca soru ile geçen saatler,

-Baş ağrısı nedeniyle aksayan dersler, görevler, gidilemeyen sosyal etkinlikler, bozulan ilişkiler,

-Aksayan işlerden dolayı aldığı eleştirilerin “mükemmeliyetçi” ruhta açtığı kara delikler,

-Bu kara deliklerin tsunami etkisiyle daha da şiddetlendirdiği baş ağrıları şeklinde etkili bir girdapta yaşadığını gözünüzün önüne getirin.

Ne kadar zor değil mi?

Aslında, yaşanan devir daim halkası kelimenin tam anlamıyla bir “psikolojik travmadır” birey için, hangi yaşta ve konumda olursa olsun. Travma tekrarlandığı için de bu bir boyutta travmaya bağlı stres bozukluğu geliştirir ki, bu da “müzmin” baş ağrılarında yaşanan biyolojik, psikolojik ve sosyal sorunları açıklar bir noktaya kadar.

Migren bahçesinde en sık yeşeren psikiyatrik bozukluk tohumu “obsesif-kompulsif bozukluk” adıyla meraklı okuyucunun sıkça duyduğu “saplantılı-zorlantılı psikiyatrik tablolar”dır. Bu rahatsızlık detaycı ve hassas kişilik özelliği, olayların iç yüzünü kapsamlı bir şekilde düşünme, etrafındaki kişilerin kendisini anlamasını bekleme gibi duygu durum halleriyle gösterir kendisini.

Öte yandan takıntı/kaygı tohumunda yeşeren hastalıklı bitki migren bahçesinde peyzajı ve verimliliği ne ölçüde bozuyorsa, benzer durum çoğu zaman aynı çekirdekten yeşeren depresyon tohumu için de geçerlidir. Depresyon, artık, konuşmayı henüz çözen çocuktan son nefesindeki yaşlıya kadar herkesin dağarcığına girer oldu maalesef günümüzde. Bilimsel kanıtlar gösteriyor ki, migrenlilerde depresif atak gelişme riski sağlıklı bireylerden 3-6 kat daha fazladır. Yani migrenli bir beyniniz varsa, genetik alt yapınızdan kaynaklanan kimyasallardan tutun da, yaşadığınız çevreden kaynaklanan onlarca içsel ve dışsal faktöre bağlı olarak daha kolay ve daha sık depresif atak yaşıyorsunuz. Öte yandan madalyonun diğer tarafından olaya bakarsak, depresyon tanısı alan bir bireyseniz, hayatınızda karşılaşacağınız ilk migren atağı size sağlıklı bireylere oranla dört kat daha yakın demektir. Kemerleri bağlayın, her an uçuşa geçebilirsiniz. Kabaca karamsarlık veya iç sıkıntısı olarak ifade edilebilecek depresif durum kişiyi “kaygı-depresyon-ağrı şeytan üçgeni”nde adeta girdap dibi çeker, yaşam denizinin en dip çukurlarına. Dikkate alınması gereken bir diğer nokta da, arada bir migren atağı geçirip, öğrendiği atak tedavisi ile sorunu bir şekilde çözenlerin %2-3 kadarı her yıl “kronik/müzmin migren” vakasına dönüşüyor. Ara sıra geçirilen migren ataklarına kıyasla daha karmaşık olan müzmin migren durumunda en önemli risklerden biri, eşlik eden depresyon olarak kabul edilir.

“Peki yok mu doktor, bu işin bir oluru?” dediğinizi duyar gibiyim. Bu noktada yegâne çözüm eleştirel değil empatik bir yaklaşımla, ağaca değil ormana odaklanarak resmin bütününü görebilecek gözlerdedir. Gerek aile gerekse hekimler eğer bu büyük resmi ve bireyin çekildiği girdabı görebilirlerse, onu çekip çıkarabilirler güvenli bir yere. Aksi halde, “Amma da detaycısın, ne takıyorsun bunları, takma kafana”, ya da “Aman sıkıldım senin bu karamsar ve şüpheci hallerinden” gibi söylemler farkında olmadan girdaba bir ivme kazandırır. Çözüm yolunda ise hiçbir fayda sağlamadığı gibi bireyin tedaviye olan inancını da zayıflatır.

Oysa ki bu girdabı durduracak ve bireyin çöküş ivmesine adeta bir cankurtaran simidi olacak çözümler vardır elbette. Örneğin; “kognitif bilişsel terapi” veya “biyofeedback” gibi bilimsel yaklaşımlar, bireye kendi durumuna ait farkındalık ve destek fırsatı sunar. Keza, “yoga” veya “meditasyon” gibi uygulamalar benzer şekilde katkı sağlar. Belirli bir noktada hekim kontrolünde uygulanan tıbbi destek bireye yaşam şeklini yeniden düzenleyebileceği iç enerjiyi bulmasında yardım eder. Kırılan kısır döngü ve yeniden düzenlenen yaşam şekli bireyin algısını, ağrısını, yaşam kalitesini, sosyal hayatını ve akademik başarısını kademe kademe geri kazandırır.

Kaygı-depresyon-ağrı şeytan üçgeninin kırılması, bireyin yalnızca bugünü için değil, uzun vadede DNA’sında oluşacak deformasyonla, farkında olmadan tohumlarına da aktarılacak hasar bilgisinin önlenmesi açısından da hayati önem taşır.

O halde kaygı-depresyon-ağrı şeytan üçgeninde zorlanan bireylere gereken biyolojik, psikolojik ve sosyal desteği sağlayarak onları ve torunlarımızı kurtarmak bizim elimizde.

Var mısınız?

Migrenli bir birey olup uzun süredir atak yaşamayan biri olarak, psikiyatrist meslektaşlarımın işine karışmak gibi bir düşüncem olmadığını öncesinde belirterek, nörolojide geçen 25 yıl ve yaşam süzgecimden geçirip damıttığım sonuçları özetleyecek olursam, size şunları söyleyebilirim:

  • Migrenle depresyonu aynı bahçede barındırmamalıyız. Olayın müzminleşmesine fırsat vermeden, en başından itibaren profesyonel destek almalıyız.
  • Ağrılarımızın stresimizi artırmasına izin vermemeliyiz. Doktorumuzdan ağrıları başlar başlamaz çözecek ve sık ağrı atağı geçiriyorsak, ağrılarımızı önleyecek tedavileri talep etmeliyiz.
  • Sorumluluklarımızı gözden geçirip taşıyamadığımız yükleri, bedeli ne olursa olsun paylaştırmanın veya yardım almanın bir yolunu bulmalıyız.
  • Beklentilerimizi gözden geçirmeliyiz; sağlıklı bir yaşam sürerken bizi zora sokan beklentilerimizden vazgeçebileceklerimizi bulup listemizden çıkarmalıyız. Çıkaramadıklarımızın da mükemmellik beklentisini düşürmeliyiz. Sonuçta düşüncelerimize biz yön veriyoruz ve onları bir heykeltıraş gibi yontmak bizim elimizde. Umarım hepinizin baktıkça keyif veren düşünce eserleriniz olur.
  • Mutlu veya mutsuz olmayı olabildiğince başkalarına ait koşullara bağlamamalıyız. “Eşim şöyle davransa bak nasıl da mutlu olurum” yerine, “Eşimin böyle davranmasını istemezdim ama ben yine de mutlu olmanın bir yolunu buldum” gibi yapıcı düşüncelere yönelmeliyiz. Hayat kısa ve hepimiz bu dünyada mutlu olmak istiyoruz.
  • Hassas veya detaycı bir kişiliğimiz varsa, böyle doğmayı biz seçmedik ama nasıl yaşayacağımız bizim elimizde. Yaşam kalitemizi düşüren uğraşları tespit edip yeni kararlar almalıyız. Gereksiz detayları hayatımızdan çıkararak yarattığımız boşluğu bizi mutlu eden uğraşlarla doldurmalıyız.
  • Çözümler konusunda aceleci olmamalıyız; zira bazen güzel bir mutlu sona ulaşmak zaman alacaktır.
  • Bedensel ve zihinsel egzersizi yaşamımızın ayrılmaz bir parçası haline getirmeliyiz.
  • Uğraşlarımızı “olmazsa olmaz”, “olsa iyi olur” ve “olsa da olur, olmasa da” diye üç kategoriye ayırabiliriz. Enerjimizin çoğunu ilk kategoriye, kalan kısmın çoğunu ikinci kategoriye ve artan sınırlı zamanı da üçüncü kategoriye ayırmalıyız. Bu organizasyonu yapabilmek için de cebimizde gerektiğinde kullanılmak üzere hazır bulunacak bir “hayır” kartı bulundurmalıyız.
  • Her gün kendimize ayırdığımız, öz değerlendirme ve takdir mekanizmasını işlettiğimiz, telefon, internet, televizyon veya başka uğraşlarla kirlenmemiş bâkir zamanlar yaratmalıyız.
  • Becerebiliyorsak, kısa süreliğine de olsa yardım amaçlı bir işle meşgul olabiliriz. Başka hayatları, başka sıkıntıları görüp empati yapmak, bazen kendi sıkıntımıza daha objektif bakmamızı sağlar. Üstelik böyle bir aktivitede dokunduğumuz yaşamlardan aldığımız pozitif geri bildirimler bizi motive eder ve özsaygımızı pekiştirir.

Son olarak şunu söylemeliyim ki, migrende olduğu gibi depresyonun da “müzmin” olan şekli çok daha kötüdür. Beyindeki şebekede oluşan hasardan tutun da aile ve sosyal ağlarda verdiği zarara kadar bir dizi hasar yaratır. Lütfen sorunlarımızı müzminleşmeden çözelim. Çözemiyorsak yardım alalım.

“Bir elin nesi var, iki elin sesi var.”

Öyle değil mi?

Düşünün ki çözülmemiş ağrı, depresyon ve kaygının adeta GDO’lu bir tohum gibi deforme ettiği DNA’mız ileride torunlarımıza geçer de onlar doğuştan dezavantajlı olursa hiç iyi olmaz, değil mi?

Ağrısız ve mutlu bir hayat, sağlıklı yarınlar hepimizin olsun…

(*Empati veya eşduyum, bir başkasının duyguları, içinde bulunduğu durum ya da davranışlarındaki motivasyonu anlamak ve içselleştirmek demektir. Kendi duygularını başka nesnelere yansıtmak anlamında da kullanılır. Empatinin zıt anlamlısı antipatidir.)

Kaynaklar: Özge, A. Genetik Havuzdan Çeyiz Sandığına Migren. İstanbul; A7 Kitap Yayıncılık, 2018.

Daha fazla oku...

Sınav stresi başağrısını tetikler!

manager2024-11-15T23:25:42+03:00

Ülkemizde ve dünyada yapılan pek çok kapsamlı saha çalışması çocuk-ergen yaş grubunda, özellikle de ergenliğe geçiş döneminde başta sınav kaygısı olmak üzere her türlü stresin baş ağrısına neden olduğu veya var olan baş ağrılarınış tetiklediğini göstermektedir. Başta migren ve gerilim tipi baş ağrısı olmak üzere pek çok baş ağrısı atağı stresle tetiklenme eğilimindedir. Bu noktada özellikle psikolojik, sosyolojik ve hormonal dalgalanmalar yaşayan ergenlerin doğru baş etme yöntemleri ile donatılmadıkları durumlarda ağrılarının sıklaştığı ve sıklaşan ağrılar nedeniyle sınav başarılarının düştüğü gösterilmiştir. Bu noktada yapılması gerekenler şu şekilde özetlenebilir;

*Çocuğun önceden var olan bir baş ağrısı sorunu varsa bu durum bir uzman yardımı ile tedavi edilmeli, gerek hazırlık dönemi gerekse sınav sırasında baş ağrısından kaynaklanan bir başarısızlık engellenmelidir.

*Çocuğun sınav kaygısı bir uzman yardımı gerektiriyorsa mutlaka yardım alınmalıdır.

*Sınavın içeriğine uygun doğru hazırlık programı öğrenci, öğretmen ve aile ile birlikte yapılmalıdır. Bu programda çalışma saatleri kadar hobiler ve dinlenmek için ayrılacak zamanın yeterince dengeli olduğundan emin olunmalıdır.

*Çocuk için sınavın anlamı ve ileriye dönük gerçekçi bir hedef, işbirliği içinde belirlenmelidir. Çocuğun kapasitesini aşacak bir hedef herkesi sıkıntıya sokacaktır.

*Sınav hazırlığı uzun bir maratondur. Her adımda yapılması gerekenleri doğru bir şekilde planlayarak son dakika sıkışıklığından kaynaklanan stres azaltılmalıdır.

*Sınav sabahı yapılması gerekenler konusunda baş ağrısı uzmanı ve çocuk-ergen ruh sağlığı uzmanından görüş alınmalı, bu öneriler, öncesinde girilen deneme sınavlarında uygulanarak varsa eksiklikler giderilmelidir.

*Sınav başarısı hayat başarısı demek değildir, aileler ve öğrenciler her aşamada bu bilgiyi kendilerine hatırlatmalıdır.

 

Kaynaklar: Toros F, Özge A, Ayta, S. Sınav Stresi Başağrısını Tetikler! Anne Yapamam Başım Çok Ağrıyor (Ed. A Özge) içinde. İstanbul; Boyut Yayıncılık, 2014.

Daha fazla oku...

Başağrılı Çocuk ve Ergenlerde Travma Sonrası Stres Bozukluğu (TSSB): Cinsel İstismarın Tetiklediği Aurasız Migren Olgusu

manager2024-11-15T23:25:42+03:00

“Hasta bir psikiyatrik görüşme sırasında hekime, annesinin erkek arkadaşı tarafından yaklaşık iki yıldır...”

On bir yaşındaki bir kız çocuğu dört yıl önce başlayan, alın bölgesinde oluşan, son iki yıldır yaklaşık günaşırı hissettiğini söylediği bütün gün süren şiddetli başağrısı şikayeti ile hastaneye getiriliyor. Başağrısı ataklarına hemen her zaman bulantı ve kusma eşlik ediyor. Ağrı sırasında oyun ve televizyona ara veriyor ve uyumayı tercih ediyor.

Yapılan nörolojik değerlendirme sonrasında “Aurasız Migren” teşhisi konan hastada uygulanan çeşitli migren tedavilerine rağmen ağrılar kötüleşiyor. Hasta bazen hastaneye yatırılarak gözlem altına alınıyor. Başağrıları devam ettiği için istenen psikiyatrik değerlendirmesi “majör depresif bozukluk” olarak yorumlanıyor ve antidepresan tedavi başlanarak düzenli aralıklarla görüşmelere davet ediliyor. Hasta bir psikiyatrik görüşme sırasında hekime, annesinin erkek arkadaşı tarafından yaklaşık iki yıldır cinsel istismara uğradığını ve bu istismarın aralıklı olarak (toplam 5-6 kez) devam ettiğini, annesi üzülür ve erkek arkadaşı onlara zarar verir kaygısı ile bu bilgiyi daha önce kimseyle paylaşmadığını bildiriyor. Öyküye geri dönüldüğünde, başağrısının sıklaşmaya başladığı dönemle cinsel istismarın başladığı dönemin çakıştığı fark ediliyor. Çocuk ve ergen psikiyatrisinin hastayı klinik protokollerine uygun olarak yasal birimlere bildirmesi sonrasında istismarcı tutuklanıyor. Çocuğun annesi de olayı bu itirafla birlikte öğrendiğini ve erkek arkadaşı ile görüşmeyi kestiğini ifade ediyor. Hastanın itirafı ve istismarcının cezalandırılmasının ardından migren tipi başağrısının şiddeti, sıklığı ve süresi belirgin olarak azaldı, halen seyrek migren ataklarıyla takipleri devam ediyor.

Cinsel İstismarın Tetiklediği Aurasız Migren

Çocuk veya ergenler fiziksel (aile içi şiddet, ağır bir yaralanma, deprem, kaza gibi) veya ruhsal (ölüm, ölüm tehdidi, ihmal, cinsel istismar gibi) travmalarla karşılaşabilir. Travmanın kendisi kadar sonrasında yaşanan stres ve bu stresle baş etme yöntemleri de önemlidir. Bazı çocuk ve ergenlerde ‘travma sonrası stres bozukluğu’ adı verilen uyku bozukluğu, kaygı bozukluğu, farklı fiziksel yakınmalar ve dikkat eksikliği ile seyreden özgün rahatsızlıklar görülebilir. Bütün bu yoğun stres etmenleri çocuk ve ergenlerde baş ağrılarının tetikleyicileri olabilirler. Bununla birlikte cinsel istismar tüm dünyada olduğu gibi ülkemizde de maalesef giderek yaygınlaşan ve önemi artan bir durumdur. Bireyler, çoğu kez istismarı uygulayan kişinin tehdidinden veya çevrenin yanlış yargılamalarından korktuğu için bunu kimseyle paylaşmak istemezler. Migren gibi baş ağrıları, istismar gibi yoğun stres koşulları altında sıklaşmakta ve tedavisi güçleşmektedir. Öte yandan migreni olmayan çocuklarda istismarın yol açtığı stres, başta gerilim tipi baş ağrısı olmak üzere farklı baş ağrısı türlerini de ortaya çıkarabilir. Çocuk ve ergenlerle kurulacak sağlıklı bir hekim hasta ilişkisi ile konu açığa kavuşturulabilir ve tedavi edilebilir. Tedavi mutlaka ilgili alan uzmanlarına ait bir ekip tarafından sürdürülmelidir.

Kaynaklar: Toros F, Özge A, Güler G, Öksüz, N. Cinsel İstismarın Tetiklediği Aurasız Migren. Anne Yapamam Başım Çok Ağrıyor (Ed. A Özge) içinde. İstanbul; Boyut Yayıncılık, 2014.

Daha fazla oku...

Okul Korkusu’na Bağlanan Başağrısı: On Bir Yaşında Bir Erkek Çocuk Olgusu

manager2024-11-15T23:25:43+03:00

“Okulla ilgili konuşulduğunda “beynim ağrıyor” diyor...”

On bir yaşında bir erkek öğrenci, başağrısı yakınması ve okula gitmek istememesi üzerine hastanemize getiriliyor.

Yaklaşık 20 gündür özellikle sabahları okula gitme zamanında ve akşam okulla ilgili konuşulduğunda “beynim ağrıyor” diyor. Ağrısı bazen saatlerce ve annesinin verdiği ağrı kesicilere rağmen devam ediyor. Başağrısı hafta sonları, okulla ilgili konuşma yapılmadığında olmuyor, başağrısına bazen karın ağrısı ve kusma da eşlik ediyor. Çocuğun şimdiye kadar 3 kez okul değişikliği yapıldığı ve mevcut okulunda arkadaş ve öğretmenleri ile yeterince iletişim kuramadığı öğreniliyor. Muayenesi ve takiplerinde ek sorun saptanmayan hasta Çocuk-Ergen Psikiyatrisi tarafından takibe alındı.

Okul Korkusu’na Bağlanan Başağrısı

Baş ağrısı olan çocuklarda ağrının zamanlaması ve ağrıyla çakışan olaylar gözden geçirilmelidir. Çocuklarda okul korkusunu tetikleyen etmenlerden birisi sık öğretmen ve okul değişikliğidir. Öğretmenle ilişkili ya da başka bir hususta okulda yaşanan önemli bir problem yok ise öğretmen ve/veya okul değişikliği yapılması doğru olmayabilir. Bazen de sorun kolayca çözülebilecek bir ayrılık kaygısı olabilir. Dahası baş ağrısı yakınmasının zamanlaması, ders programına ait bir sorun ile çakışabilir. Bu durumda ağrı sorgulanırken çocuğun günlük yaşantısı dikkate alınmalıdır. Tedavi aile, okul ve öğretmen iş birliği ile sağlanabilir. Böylelikle altta yatan sorun çözülebiliyorsa ek tıbbi tedavi gerekmeyebilir. Aksi halde süreklilik gösteren sorunlar zamanla psikiyatrik veya nörolojik tedavi gerektirebilir.

Kaynaklar: Toros F, Özge A, Güler G, Öksüz, N. Okul Korkusu’na Bağlanan Başağrısı. Anne Yapamam Başım Çok Ağrıyor (Ed. A Özge) içinde. İstanbul; Boyut Yayıncılık, 2014.

  Prev1234…11Next  

Son Yazılar

  • 10th MENA Meeting & 6th Turkish African Meeting of Headache and Pain Management Congress
  • 4. Mısır Başağrısı Kongresi
  • Çocuk-Ergenlere Mektup Var!
  • Doktora gitmeden önce başağrıları hakkında çocuğunuzu bilgilendirin: Örnek bir ebeveyn-çocuk diyaloğu
  • Başı ağrıyan çocukları olan ebeveynlere yönelik genel öneriler: Ağrısız bir yaşam için ne yapabilirsiniz?

Copyright © 2025 Küresel Migren ve Ağrı Derneği. Tüm hakları saklıdır.

Facebook Twitter Youtube Instagram Linkedin
  • Anasayfa
  • Hakkımızda
    • Vizyon Misyon
    • Başkan’ın Mesajı
    • Yönetim Kurulu
    • İş Birlikleri
    • Dernek Tüzüğü
  • Hekimler İçin
  • Hastalar İçin
  • Basında Biz
  • İletişim
  • Üyelik