Küresel Migren ve Ağrı DerneğiKüresel Migren ve Ağrı Derneği
  • Anasayfa
  • Hakkımızda
    • Vizyon Misyon
    • Başkan’ın Mesajı
    • Yönetim Kurulu
    • İş Birlikleri
    • Dernek Tüzüğü
  • Hekimler İçin
  • Hastalar İçin
  • Basında Biz
  • İletişim
  • Üyelik
Daha fazla oku...

Çocuklarda ve ergenlerde baş ağrısı için psikolojik müdahaleler

manager2024-11-15T23:25:45+03:00

Yapısal bir nedene bağlı olmayan ve özellikle migren ve gerilim tipi sık tekrarlayan baş ağrıları çocukluk ve ergenlik döneminde yaygındır.

Biyopsikososyal multidisipliner yaklaşım, psikolojik tedavide dahil olmak üzere, etkili bir yönetim için elzem kabul edilmektedir. Baş ağrısı olan çocuklarla ilgilenen doktorların, bu popülasyonun şartlarını kolaylaştırması için psikolojik müdahalelere aşina olmaları gerekmektedir.

Eş zamanlı, tetikleyici ve yardımcı psikolojik faktörler

Çocukluk ve ergenlik çağı baş ağrısının başlangıcına, devamına ve şiddetlenmesine sıklıkla katkıda bulunan önemli faktörler arasında stres ve psikiyatrik bozukluklar, özellikle anksiyete ve depresyon bulunmaktadır. Ayrıca, çocuklukta yaşanan kötü muamele, olumsuz ebeveyn tutumları erişkin hayatında baş ağrısı ile ilişkilendirilmiştir.

Çocuklarda baş ağrısı tedavisini etkileyebilecek biyopsikososyal faktörler

Baş ağrısına yatkınlık

Aşağıdaki durumlar, baş ağrısı için sorumlu olabilecek ağrıya biyolojik yatkınlık olma olasılığına işaret etmektedir:

  1. Kalıtsallığa dair kanıt
  2. Sıklığı etkileyen cinsiyet farklılıkları
  3. Ergenlik sonrası özellikle kadınlarda sıklığın artışı
  4. Baş ağrısı ve fonksiyonel karın ağrısı gibi diğer ağrı sendromları arasında güçlü birliktelikler bulunması
  5. Baş ağrısı ile anksiyete ve depresyon gibi psikiyatrik bozuklukların sık görülmesi

Hekimler bu değerlendirmelere karşı hassasiyet göstermelidirler.

Gelişimsel Değerlendirmeler

Değerlendirme ve yönetme çocuğun gelişimsel düzeyinden (bilişsel, psikososyal, velilere bağımlılık, iş birliği yapma becerisi, öz bildirim ve rıza) etkilenmektedir. Yaşın gelişim için yalnızca kaba bir yaklaşım olduğu koşuluyla, Andrasik ve arkadaşları 1-6 yaş , 7-11 yaş ve 12-18 yaş grubu olmak üzere üç yaş grubu ortaya koymuşlardır.

Bu süreç boyunca, aktif olarak tedaviye katılma kabiliyeti de dahil olmak üzere, gelişimsel olgunlaşma artmaktadır. Aktif katılım, birçok psikolojik tedavi için ön şart olmaktadır; ancak, birçok müdahale, okul öncesi çocuklara uyarlanabilir ve bilişsel açıdan meydan okunabilir.

Aile ve Kültür

Aile ile ilgili faktörlerin çocukluk baş ağrısı ile karışık bir ilişkisi vardır: çocuk, acıyı yorumlamayı ve ona nasıl tepki vereceğini aile üyelerinden öğrenir. Çocuklarda birincil baş ağrıları çoğunlukla birinci dereceden aile üyelerinin baş ağrısı ile olan geçmişiyle ilintilidir. Kronik baş ağrısı olan ebeveynlerin çocukları, kontrollerden daha fazla somatik odak (fiziksel semptomlar ve sağlık ile ilgili kaygı) göstermektedir. Hem çocukların hem de ebeveynlerin cinsiyetleri ebeveynsel raporlamayı etkileyebilir.

Ebeveynsel psikopatoloji, çocuklarda baş ağrısı ve diğer hastalıklar bir etkiye sahiptir. Klinik temelli çalışmalarda, baş ağrısı olan çocukların ebeveynlerinde, özellikle de migren, psikiyatrik bozuklukların görülme oranı oldukça yüksektir. Aile üyelerinde olan bu tarz hastalıklar, baş ağrısı olan çocuklar için önemli tetikleyicilerdir. Bütün bu sebeplerle, değerlendirme ve tedavi hem çocuk hem de aile merkezli olmalıdır.

Baş ağrısında kültürel etkileşimler çok iyi çalışılmamışlardır ancak yönetimi etkilemektedirler.

Daha fazla oku...

Boyun ağrıları sağlığınız için gizli bir tehdit olabilir

manager2024-11-15T23:25:45+03:00

Boynumuz başımızın dik durmasını ve rahat hareket etmesini sağlayan bölge. Boyun ağrıları sık bir yakınma ve en sık sebebi duruş bozukluğu veya aşırı zorlanmadır. Özellikle son yıllarda teknoloji çağı ile birlikte masa başında, bilgisayar karşısında uzun saatler çalışmak ağrıları ciddi derecede tetikliyor.

Kendinize dikkat edin, kaç saat cep telefonunuza bakıyorsunuz? Peki cep telefonunuzu incelerken boynunuz genellikle öne eğik pozisyonda mı kalıyor?

Duruş hataları boyun ağrısı yapıyor

Duruş hataları gittikçe artan boyun ağrılarına neden olabilir. Duruş hataları ile beraber kaslarınız aşırı zorlanacak ve ağrınız kronik hale gelecektir. Bunun yanında düşmek veya sporlarda alınan sert darbeler de boyunda hasar oluşturabilir ve sonucunda sürekli boyun ağrıları çekebilirsiniz.

Boyun ağrıları ne zaman önemsenmeli?

Burada önemli soru boyun ağrıları ne zaman önemsenmeli sorusudur. Hepimizin ara ara yaşadığı basit boyun ağrıları genellikle bir iki gün içinde yok olurken, geçmeyen ve şiddeti günden güne artan boyun ağrıları ciddi rahatsızlıkların veya sakatlıkların habercisi olabilir. Bu tip durumlarda mutlaka bir doktora danışmak gerekir.

Eğer bir haftadan uzun süredir devam eden ve günden güne şiddeti artan bir boyun ağrınız varsa ve özellikle beraberinde kola vuran ağrı, kolda uyuşma güçsüzlük gibi başka şikayetler de eşlik ediyorsa mutlaka doktora başvurmalısınız. Boyun ağrılarınız sizi uykunuzdan uyandırıyorsa bu da doktora başvurmanız için önemli bir ipucudur.

Çalışırken pozisyonunuzu değiştirmeyi unutmayın

Duruş bozukluğunuz varsa veya gün içerisinde işe dalıp çalışma masanızda otururken pozisyonunuzu değiştirmeyi unutuyorsanız ya da uyku veya egzersiz sırasında boynunuzu ters bir pozisyona soktuysanız kaslarınız normalden daha fazla gerilir ve devamında eski pozisyonuna gelene kadar boyun ağrıları çekebilirsiniz.

Boynumuz vücudun geri kalanına oranla daha savunmasız bir yapıdır. Özellikle düşme vakalarında, trafik kazalarında ve birebir sert müdahaleler gerektiren sporlar sırasında boynumuzda bulunan kaslar normalden çok daha fazla zorlanır ve eğer boyun kemiklerimiz hassassa omurgamız bu durumdan zarar görebilir.

Boyun ağrısı kalp krizi belirtisi de olabilir

Bunların haricinde boyun ağrısı nadir de olsa ilginç bir şekilde kalp krizinin bir belirtisi olabilir. İşte böyle durumlarda boyun ağrınızın kalp krizi gibi endişe verici bir rahatsızlıkla ilişkili olup olmadığını anlamak için bakmamız gereken şey beraberinde başka kalp krizi yakınmasının eşlik edip etmediğidir. Örneğin; boyun ağrınızla birlikte nefes darlığı, terleme, mide bulantısı, kusma ve göğüste veya kolda ağrı var ise hızlıca doktora başvurmalısınız.

Direkt bir sebebi olmamasına rağmen şiddeti artarak devam eden ve günlerce geçmeyen boyun ağrınız varsa, boynunuzda şişlik varsa, ağrı ile beraber ateşiniz, mide bulantınız, kusmanız, nefes alma ve yutkunma zorluğunuz ve bunlar gibi normalden farklı gördüğünüz çeşitli yakınmalar yaşıyorsanız fazla paniğe kapılmadan bir doktora başvurmanız en doğrusu olacaktır. Tabii bu demek değil ki her boyun ağrısı riskli ve hemen doktora gitmeniz gerekiyor, kendinizi takip etmeli ve ağrıyı önemsemelisiniz ve eğer saydığımız yakınmalarla karşılaşırsanız tıbbi yardım almalısınız.

Daha fazla oku...

Baş ve boyun ağrılarının en önemli nedenlerinden biri: İleri kafa duruşu

manager2024-11-15T23:25:45+03:00

Hiç aynada kendinize bakarken başınızın omurganızın önüne kaymış olduğunu fark ettiniz mi? Burnunuzun sanki insanları selamlar gibi ileriye doğru çıkık şekilde durduğunu hissediyor musunuz? Hiç etrafınızdaki sürücülere baktınız mı? Çalışma masanızda otururken burnunuz havaya doğru mu bakıyor? Gözlüğünüzün altından mı bakıyorsunuz? Bilgisayarınıza doğru eğiliyor musunuz? Bunlar, sağlığınızı etkileyebilecek kötü duruş örnekleridir. Biz buna “ileri kafa duruşu” diyoruz.

İleri Kafa Duruşu ve Boyun Ağrıları: Baş AğırlığıBaşınız ortalama olarak 5,4 kg kadar olabilir. Omurganızın üstünde dengelenmiştir ve öne doğru eğildiği her kötü duruş başın ağırlığını artırır. Başınız biraz öne eğildiğinde ağırlığı 5,5 kilodan 14 kiloya, biraz daha öne eğildiğinde 20 kiloya kadar çıkabilir. Düşünün 20 kilo ağırlığında bir başı omurga nasıl taşımakta zorlanacak.

Baş ve boyun kaslarının sürekli gerilmesi

Peki, bu bizim için ne anlama geliyor? Bu, başınızın ve boynunuzun arkasındaki kasların ekstra ağırlık ile sürekli olarak gerildiği anlamına gelir. Bu duruş sürekli hale gelirse, omuz ve sırtta gelişen, kürek kemiklerinizin hemen yanında, üst omuzlarınızın arkasında sürekli yanma, sırt omuz ağrısı, baş ağrısı ve/veya migren, çene ağrısı, boyun ağrısı oluşabilir. Bu da araba sürerken omuzlarınızı düzeltmek veya ağrı hissetmeden aşağı bakabilmek gibi belirli boyun, çene veya omuz hareketlerinde kısıtlamalar yaratacaktır. Zamanla, vücut buradaki kötü duruşu telafi etmeye çalışırken, diğer alanlarda duruş sorunları başlayacaktır.

Baş ağrıları ve migrenin nedeni

Baş ağrıları ve migren, başımız denge noktasından çok ileride durduğunda kaslarda oluşan tetik noktalarından kaynaklanır. Tetik noktaları, basit bir deyişle, sıkıştırıldığında veya üzerlerine baskı uygulandığında, ağrıyı vücudun başka bir yerine öngörülebilir bir düzende yönlendiren kas düğümleridir. Kastaki sıkıştırılma veya basınç, istemli bir hareket veya kasın gerilmesi ile oluşan baskıdan kaynaklanabilir ve kastaki tetik noktası o esnada sıkıştırılır.

İleri Kafa Duruşu ve Boyun Ağrıları: Suboksipital KaslarKafatası tabanında 4 küçük kas vardır ve duruşunuz ileri kafa pozisyonuna geçtikçe bu kaslar kısalır. Örneğin, bir hafta boyunca dirseğinizi bükerek kolunuzu tutarsanız, sonunda kolunuzu ağrı yaşamadan düzeltemezsiniz. Bu hareket kol kaslarının bu duruşa adapte olmasına ve kısalmasına sebep olur. Bu da muhtemelen kaslarınızda başka noktalarda ağrı oluşturacak tetik noktalar oluşmasını sağlar.

Kafatasının tabanındaki 4 küçük kas, suboksipital kaslar olarak adlandırılır ve tetik noktaları olursa, kafatasının derinliklerinde gözlere doğru hareket eden bir baş ağrısı olur.

Ne yapabilirsiniz?

Kambur bir pozisyonda oturun ve başınızın ne kadar ileri gittiğini görün. Birisinin bu duruşunuzun yan hizadan fotoğrafını çekmesini isteyin. Sonra, kasık kemiğinizden göğüs kemiğinize kadar gövdenizi dik tutan bir çelik çubuğun sırtınıza yerleştirildiğini hayal edin. Şimdi yandan başka bir fotoğraf çekin ve başınızın pozisyonunun değişip değişmediğine bakın.

Bu duruş sırtınızı çok çabuk yorabilir, bu yüzden bu pozisyonu her saat başı bir dakika tutmaya çalışın ve süreyi yavaşça artırın.

İleri Kafa Duruşu ve Boyun Ağrıları: TrapeziusOmuz kaslarının baş ağrısı ile ilişkisi

Bazen boyun kaslarınızda aşırı gerginlik sizde baş ağrısı ile sonuçlanabilir. Sağdaki resimde trapez omuz kasınızda (soldaki resimde bordo renk ile gösterilmiştir) gerilme baş ve şakaklarda ağrı ile sonuçlanır (sağdaki resimde kırmızı ile gördüğünüz bölgeler).

Bir diğer boyun kası sternokleidomastoid kas gerildiğinde ise siz göze vuran ağrıdan yakınabilirsiniz.

Aslında baş ağrılarının ana sebebi boyun ve omuz kaslarınızın gerginliği olabilir. Bu nedenle ayrıntılı bir muayene ile ağrınıza yol açan kasları tek tek değerlendirmek gereklidir.

İleri Kafa Duruşu ve Boyun Ağrıları: Sternocleidomastoid

Daha fazla oku...

Boyun ağrılarına neler eşlik edebilir?

manager2024-11-15T23:25:45+03:00

Boyun ağrıları hemen hemen hepimizin en az birkaç kez yaşadığı ve genellikle yaptığımız ters bir hareket veya gün içerisindeki duruş bozukluklarımızın bir sonucu olan ve şiddetlendikçe katlanılmaz hale gelen ağrılardır.

Boyun ağrıları sırasında:

  • Boynun tam ortasında veya her iki yanında ve hatta devamında omuzlarda ağrı hissedilebilir.
  • Kollarda güçsüzlük ve ağrı hissedilebilir.
  • Ağrı boynunuzdan yukarı doğru ilerleyerek başınızın arkasına kulaklarınıza ve gözlerinizin arkasına ulaşarak gerilim baş ağrılarının oluşmasına sebep olabilir.
  • Başınızı ve boynunuzu hareket ettirmek çok fazla ağrı hissetmenize sebep olabilir.
  • Uzun süre aynı pozisyonda durduysanız veya uyuduysanız ağrı daha şiddetli bir hal alabilir ve boyun kaslarının iyice gerilmesine sebep olabilir.
  • Boynunuzun normalde olduğu kadar esnek hareket edemediğini fark edebilirsiniz. Mesela araba kullanırken kör noktalara bakmakta zorluk yaşayabilirsiniz.

Yaşlılıkta polimiyalji romatika riski var

Özellikle 65 yaş ve üzeriyseniz ve boynunuzun kaskatı olduğunu ve şiddetli bir şekilde ağrıdığını hissediyorsanız, beraberinde iki kolunuzu birden başınızın üzerinde kaldırmakta güçlük çekiyorsanız bu polimiyalji romatika (PMR) dediğimiz kaslarda biriken iltihaplanma sonucu oluşan bir rahatsızlığın habercisi olabilir. Eğer bu rahatsızlığınız olduğunu düşünüyorsanız mümkün olan en hızlı şekilde bir doktora görünmelisiniz.

Hissizlik ve karıncalanma ile gelen boyun ağrısı

Bunların yanında nadir de olsa boyun ağrısı ile beraber hissizlik ve karıncalanma da görülebilir bu durum genellikle kasları çok yorduğumuzda oluşan basıncın omurilikte sinir hücrelerine baskı uygulaması sonucu oluşur bazen kola hatta parmaklara kadar bu uyuşukluk ve karıncalanma hissi ulaşabilir. Eğer bu durum bir süre sonra geçmez aksine şiddetlenerek devam ederse mutlaka bir doktora görünmenizi öneririz.

Yanlış pozisyonda uyumamaya çalışın

Boyun ağrıları eğer altta yatan farklı bir rahatsızlık sebebi ile oluşmuyorsa genellikle yanlış pozisyonlarda uyumanın, çalışırken boynu zorlayacak hareketlerde bulunmanın veya fark etmeden ters hava akımında kalınca oluşan tutulmaların devamında oluşur ve çoğunlukla birkaç gün azalarak devam eder.

Dinlenme boyun ağrısına iyi gelebilir

Genellikle hiçbirimiz boynumuz ağrıdığında direkt bir neden bulamayız. Bu durum boyun ağrısı çeşitlerinin en çok rastlanan türü olan özellikli olmayan boyun ağrısıdır ve dinlenme ile çabucak iyileşir.

Tabii, ağrılar zamanla şiddetleniyorsa ve beraberinde bahsettiğimiz gibi kol ağrısı, uyuşma hissi, karıncalanma ve baş ağrısı gibi belirtiler de oluşuyorsa mutlaka tıbbi yardım alınmalıdır.

Daha fazla oku...

Migren ve felç arasında bağlantı var mı?

manager2024-11-15T23:25:45+03:00

Auralı migrenin özelliği, felç riskinin diğer migrenlere göre daha sık görülmesidir. Bu risk özellikle sigara içen ve doğum kontrol hapı kullanan kadınlarda daha da fazladır. İnme veya felç geçirme riski açısından kişilerin mutlaka incelenmesi gereklidir.

Migren baş ağrısı habercisinin olup olmadığına göre 2 şekilde görülüyor. Ağrının geleceğini bildiren haberci belirti varlığında auralı migrenden söz ediyoruz. Auralı migren genel migren grubu içinde daha nadir görülen ancak daha sıkıntılı bir durumdur.Auralı migrenin özelliği, felç riskinin diğer migrenlere göre daha sık görülmesidir. Bu risk özellikle sigara içen ve doğum kontrol hapı kullanan kadınlarda daha da fazladır. İnme veya felç geçirme riski açısından kişilerin mutlaka incelenmesi gereklidir.

Kişiler tipik migren ağrısı özellikleri sergiler. Fakat baş ağrısı başlamadan önce ağrı başlayacağının ipucu belirtisi dediğimiz yakınmalar görülür.

Auralı migrende ağrı öncesinde yaklaşık 20 dk. kadar süren (maksimum 1 saat)

  • Görme ile ilgili yakınmalar:Görme bulanıklığı, bir tarafı görememe, görme alanında karartılar, parlak ışıklar veya yıldızlar, yanıp sönen ışıklı noktalar, zigzaglar görme. Görüntüleri küçülmüş ya da büyümüş görme
  • Diğer yakınmalar:Vücudun bir tarafında uyuşma veya güçsüzlük, kelime bulmada veya konuşmada güçlük, algı bozukluğu

Auralı migren 2 şekilde olabilir; aura başlar maksimum 1 saat içinde biter ve ardından baş ağrısı başlayabilir, bazen de sadece auralarla giden sessiz migren dediğimiz baş ağrısı tipi vardır. Hatta kişi hayatı boyunca baş ağrısı yakınması olmadan gözünün önünde zaman zaman uçuşan noktalar yakınması ile başvurabilir.

Aura belirtilerinin ardından tipik migren baş ağrısı yakınmaları başlar

Baş ağrısıile birlikte:

  • Midenizde bulantı veya rahatsızlık,
  • Işık sizi baş ağrınızın olmadığı zamanlara göre çok daha fazla rahatsız eder,
  • Baş ağrılarınız çalışabilmenizi ya da ihtiyaç duyduklarınızı yapabilmenizi en az bir gün kısıtlayabilir

Auralı migreni olan kişilerde

  • PFO (patent foramen ovale) dediğimiz doğuştan kapanmayan kalp delikleri görülme sıklığı çok daha fazladır. Bazen sadece bu kalp deliğine müdahale yapılması ile kişi aura ve ağrılarından kurtulabilmektedir. Bu deliğin varlığı ilerde felç veya inme riskini artıracaktır. Bu amaçla mutlaka auralı migrende kalp ekokardiyografisi ve transkranyal dopler dediğimiz beyne kalpten sessiz pıhtıların atılıp atılmadığını tetkik etmek gereklidir.
  • Auralı migren şiddetli aura atakları ile sık seyrediyorsa beyin MR tetkiki ile sessiz damar lezyonlarının olup olmadığı araştırılmalıdır.
  • Auralı migreni olan kişilerin doğum kontrol hapı ve sigara kullanımından uzak durmaları felç veya inme riski açısından önemlidir.
  • Her ağrı kesici kullanılmamalıdır, bazı ağrı kesiciler inme riskini artıracaktır. Kişilerin mutlaka doktor kontrolünde ilaç almaları gereklidir

Auralı Migrende Transkranyal Dopler Ultrasonografi neden ve nasıl yapılır?

Auralı migrenli kişilerde kalp delikleri sık görülmektedir. Kalp deliğinin varlığı ağrı şiddeti ve sıklığını ciddi artırmakta ve tedaviye yanıt alınamamaktadır. Aynı zamanda bu kalp delikleri kişide inme veya felç geçirme riskini de artırabilmektedir. Bu nedenle auralı migrenli kişilerde mutlaka transkranyal dopler tetkiki dediğimiz beyin damarlarının incelendiği ve kalpten beyne herhangi bir pıhtının atılıp atılmadığını incelediğimiz bir tetkik yapıyoruz.

Bu tetkik sonucunda kalpte delik varlığı ve beyne olumsuz etkisi olduğunu saptamamız durumunda kardiyoloji ekibi ile kişiyi konsülte ederek tedaviyi planlıyoruz. Sıklıkla sadece kalbe yönelik tedavi ile aura ve baş ağrıları da ortadan kalkabiliyor.

Daha fazla oku...

Auralı migren nedir?

manager2024-11-15T23:25:45+03:00

Migren ağrıları başlamadan önce kişilerde bazen ‘aura’ dediğimiz haberci belirtiler olabilir. Migreni olan 4 kişiden 1 tanesinde aura görülür.

Auranın nedeni beynin arka bölgesinden ön bölgeye yayılan elektriksel bir uyarı ile beyindeki sinyallerin olumsuz etkilenmesi ve beyin kan dolaşımında aksama olmasıdır. Migren aurası olan kişiler nörologlar tarafından daha ayrıcalıklı öneme sahiptir.

Aura ataklarının varlığı kişilerde; felç gibi beyin doku hasarı veya PFO dediğimiz kalpte delik görülme olasılığını artırmaktadır. Özellikle sigara içen ve doğum kontrol hapı kullanan kadınlarda auralı migren varlığında felç riski daha fazladır.

Migren aurası çoğunlukla görsel yakınmaları içerir, özellikle ağrının başlayacağı baş yarımındaki tarafta gözde parlak ışıklar, yanıp sönen ışıklar, zigzaglı şekiller görülebilir. Görsel yakınmalar göz kapatılsa da devam eder.

Daha seyrek olarak migren aurasında negatif bulgular dediğimiz gözde karaltılı ve bulanık görme, belli bir noktayı görememe şeklinde yakınmalar olabilir. Bazen kişi baktığı yerin yarısını göremediğini ifade edebilir. Özellikle negatif aura bulguları görülen kişilerde mutlaka beyin görüntüleme ve kalp tetkikleri yapmak gerekmektedir. Görsel yakınmalar yanısıra bazı kişilerde duysal yakınma dediğimiz kollarda elde yüzde uyuşma, karıncalanmalar görülür. Seyrek olarak konuşmakta zorluk çekebilirler, kelimeleri bulmakta zorlanırlar.

Migren aurası klasik olarak en kısa 5 dakika sürer ve 1 saat içinde geçmesi beklenir, sıklıkla da 20-40 dakika sürer. 5 dakikadan kısa süren veya 1 saatten uzun süren auralarda sara nöbetleri veya beyin felci gibi diğer olabilecek nedenlerin araştırılması gereklidir. Sıklıkla beklediğimiz auranın bitmesinin hemen ardından baş ağrılarının başlamasıdır, ancak her auralı migrende ağrı öncesi aura olmayabileceği gibi her aura sonrasında da ağrı görülmeyebilir. Baş ağrısız aura yaşayan kişiler de görülebilmektedir.

Daha fazla oku...

Titiz ve depresif kişilerin mi başı çok ağırır yoksa başı sıkça ağrıyan kişiler mi depresif olurlar?

manager2024-11-15T23:25:45+03:00

Migren genetik havuzundan çeyiz sandığına düşen en üretken tohumlardan birisi kaygı veya titizlik başta olmak üzere farklı şekillerde yeşeren psikolojik bozukluklar tohumudur kuşkusuz. Yüzde yetmişi aşan bir oranda migrenli ve kaygılı ebeveynlere sahip olan bu bireyler sahip oldukları gen tohumlarını, ebeveynlerinin farkında olmadan onlara hazırladıkları “mükemmeliyetçi ve hassas” bahçede kolayca yeşertirler. Böyle bir ortamda yeşeren genler ise bireyin tüm hayatına yön verir bir anlamda, migren sahneye başrolde çıksın veya çıkmasın.

Beynimizin ön bölümünün (lobunun) iç kısmında yer alan bir bölge (orbitofrontal korteks) ve üretilen kimyasallara ait bozukluklar kişileri adeta “tüm dünyanın düşünce yükünü çekmek üzere görevlendirilmiş” gibi hissettirir. Onlar ellerinde olmadan çok hassas ve detaycıdırlar. Kimseyi kırmak istemezler. İşlerinde detaycı ve titiz oldukları için bir ölçüde takdir görebilirler ancak diğer insanların aynı hassasiyeti göstermiyor oluşları bir ölçüde incitir onları. İşte bu kişiler migren türü başağrısı açısından dezavantajlıdır. Neden mi?

Genetik olarak aynı potansiyeli yeşertecek benzer hassasiyette anne-babalarla büyümüşlerdir. Ailede doğal olarak düzenli ve duygusal açıdan hassas çocuklar daha fazla takdir edildiği için bu gen daha da yeşerip gelişmiştir. Eğer ailede bu çocuğun gelişimini örseleyen şiddet, istismar veya baskı ortamı varsa genden çıkan proteinler (yani bizim ifade ettiğimiz gibi anlatırsak bahçede yeşerip büyümekte olan bitki) biraz değişikliğe uğrayabilir ve olay tedavi gerektiren bir hastalık boyutunu alabilir. Bu durumda yaşanan stres migren türü başağrılarını sıklaştırır, sıklaşan başağrıları ise stresi artırır. Sonuçta bireyin yaşam kalitesi düşer.

Hassas, detaycı, ince ruhlu ve mükemmeliyetçi bir kişinin;

  • Sıkça yaşanan başağrısı ile hayattan kopan saatler
  • Başağrısı neden oluyor? diye adeta beyni patlatan cevapsız onlarca soru ile geçen saatler
  • Başağrısı nedeniyle aksayan dersler, görevler, gidilemeyen sosyal etkinlikler, bozulan ilişkiler
  • Aksayan işlerden dolayı aldığı eleştirilerin “mükemmeliyetçi” ruhta açtığı kara delikler
  • Bu kara deliklerin tsunami etkisiyle daha da şiddetlendirdiği başağrıları

şeklinde etkili bir girdapta yaşadığını gözünüzün önüne getirin. Ne kadar zor değil mi?

Aslında bu yaşanan devir daim halkası kelimenin tam anlamıyla bir “psikolojik travmadır” birey için hangi yaşta ve konumda olursa olsun. Travma tekrarlandığı için de bu bir boyutta travmaya bağlı stres bozukluğu geliştirir ki bu da “müzmin” başağrılarında yaşanan biyolojik, psikolojik ve sosyal sorunları açıklar bir noktaya kadar.

Migren bahçesinde en sık yeşeren pskiyatrik bozukluk tohumu “obsesif-kompulsif bozukluk” adıyla meraklı okuyucunun sıkça duyduğu “saplantılı-zorlantılı psikiyatrik tablolar”dır. Bu rahatsızlık detaycı ve hassas kişilik özelliği, olayların iç yüzünü kapsamlı bir şekilde düşünme, etrafındaki kişilerin kendisini anlamasını bekleme gibi duygu durum halleriyle gösterir kendisini. Bu noktada sözü konunun uzmanlarına bırakacağım haliyle. Bizi ilgilendiren migren bahçesinde olanlara geri döneyim lafı daha fazla uzatmadan. Kaygı tohumunda yeşeren hastalıklı bitki migren bahçesinde peyzajı ve verimliliği ne ölçüde bozuyorsa benzer durum çoğu zaman aynı çekirdekten yeşeren depresyon tohumu için de geçerlidir. Depresyon artık konuşmayı henüz çözen çocuktan son nefesindeki yaşlıya kadar herkesin dağarcığına girer oldu maalesef günümüzde. Bilimsel kanıtlar gösteriyor ki migrenlilerde depresif atak gelişme riski sağlıklı bireylerden 3-6 kat daha fazladır. Yani migrenli bir beyniniz varsa genetik alt yapınızdan kaynaklanan kimyasallardan tutun da yaşadığınız çevreden kaynaklanan onlarca içsel ve dışsal faktöre bağlı olarak daha kolay ve daha sık depresif atak yaşıyorsunuz. Öte yandan madalyonun diğer tarafından olaya bakarsak, depresyon tanısı alan bir bireyseniz hayatınızda karşılaşacağınız ilk migren atağı size sağlıklı bireylere oranla dört kat daha yakın demektir. Kemerleri bağlayın, her an uçuşa geçebilirsiniz. Kabaca karamsarlık veya iç sıkıntısı olarak ifade edilebilecek depresif durum kişiyi “kaygı-depresyon-ağrı şeytan üçgeni”nde adeta girdap dibi çeker yaşam denizinin en dip çukurlarına. Dikkate alınması gereken bir diğer nokta da arada bir migren atağı geçirip, öğrendiği atak tedavisi ile sorunu bir şekilde çözenlerin %2-3 ü her yıl “kronik yani müzmin migren” vakasına dönüşüyor. Ara sıra geçirilen migren ataklarına kıyasla daha karmaşık olan müzmin migren durumunda en önemli risklerden biri eşlik eden depresyon olarak kabul edilir.

Peki yokmu doktor bu işin bir oluru? Dediğinizi duyar gibiyim. Bu noktada yegâne çözüm eleştirel değil empatik bir yaklaşımla, ağaca değil ormana odaklanarak resmin bütününü görebilecek gözlerdedir. Gerek aile, gerekse hekimler eğer bu büyük resmi ve bireyin çekildiği girdabı görebilirlerse onu çekip çıkarabilirler güvenli bir yere. Aksi halde “amma da detaycısın, ne takıyorsun bunları, takma kafana” ya da “aman sıkıldım senin bu karamsar ve şüpheci hallerinden” gibi söylemler farkında olmadan girdaba bir ivme kazandırır. Çözüm yolunda ise hiçbir fayda sağlamadığı gibi bireyin tedaviye olan inancını da zedeler.

Oysa ki bu girdabı durduracak ve bireyin çöküş ivmesine adeta bir ilk yardım simidi olacak çözümler vardır elbette. Örneğin “kognitif bilişsel terapi” veya “biyofeedback” gibi bilimsel yaklaşımlar bireye kendi durumuna ait farkındalık ve destek fırsatı sunar. Keza “yoga veya meditasyon” gibi uygulamalar benzer şekilde katkı sağlar. Belirli bir noktada hekim kontrolünde uygulanan tıbbi destek bireye yaşam şeklini yeniden düzenleyebileceği iç enerjiyi bulmasında yardım eder. Kırılan kısır döngü ve yeniden düzenlenen yaşam şekli bireyin algısını, ağrısını, yaşam kalitesini, sosyal hayatını ve akademik başarısını kademe kademe geri kazandırır.

Kaygı-depresyon-ağrı şeytan üçgeninin kırılması bireyin yalnızca bugünü için değil, uzun vadede DNA sında oluşacak deformasyonla farkında olmadan tohumlarına da aktarılacak hasar bilgisinin önlenmesi açısından da hayati önem taşır.

     O halde kaygı-depresyon-ağrı şeytan üçgeninde zorlanan bireylere gereken biyolojik, psikolojik ve sosyal desteği sağlayarak onları ve torunlarımızı kurtarmak bizim elimizde. Var mısınız?

Migrenli bir birey olup uzun süredir atak yaşamayan biri olarak, psikiyatrist meslektaşlarımın işine karışmak gibi bir düşüncem olmadığını öncesinde belirterek, nörolojide geçen 25 yıl ve yaşam süzgecimden geçirip damıttığım sonuçları özetlersem size şunları söyleyebilirim;

  • Migrenle depresyonu aynı bahçede barındırmamalıyız. Olayın müzminleşmesine fırsat vermeden en başından profesyonel destek almalıyız.
  • Ağrılarımızın stresimizi artırmasına izin vermemeliyiz. Doktorumuzdan ağrıları başlar başlamaz çözecek ve sık ağrı atağı geçiriyorsak ağrılarımızı önleyecek tedavileri talep etmeliyiz.
  • Sorumluluklarımızı gözden geçirip taşıyamadığımız yükleri bedeli ne olursa olsun paylaştırmanın veya yardım almanın bir yolunu bulmalıyız.
  • Beklentilerimizi gözden geçirmeliyiz, sağlıklı bir yaşam sürerken bizi zora sokan beklentilerimizden vazgeçebileceklerimizi bulup listemizden çıkarmalıyız. Çıkaramadıklarımızın da mükemmellik beklentisini düşürmeliyiz. Sonuçta düşüncelerimize biz yön veriyoruz ve onları bir heykeltıraş gibi yontmak bizim elimizde. Umarım hepinizin baktıkça keyif veren düşünce eserleriniz olur.
  • Mutlu veya mutsuz olmayı olabildiğince başkalarına ait koşullara bağlamamalıyız. “Eşim şöyle davransa bak nasıl da mutlu olurum” yerine “eşimin böyle davranmasını istemezdim ama ben yine de mutlu olmanın bir yolunu buldum” gibi yapıcı düşüncelere yönelmeliyiz. Hayat kısa ve hepimiz bu dünyaya mutlu olmak için geldik sonuçta.
  • Hassas veya detaycı bir kişiliğimiz varsa böyle doğmayı biz seçmedik ama nasıl yaşayacağımız bizim elimizde. Bizim yaşam kalitemizi düşüren uğraşları tespit edip yeni kararlar almalıyız. Gereksiz detayları hayatımızdan çıkararak yarattığımız boşluğu bizi mutlu eden uğraşlarla doldurmalıyız.
  • Çözümler konusunda aceleci olmamalıyız. Zira bazen güzel bir mutlu sona ulaşmak zaman alacaktır.
  • Bedensel ve zihinsel egzersizi yaşamımızın ayrılmaz bir parçası haline getirmeliyiz.
  • Hayatımızdaki uğraşlarımızı “olmazsa olmaz”, “olsa iyi olur” ve “olsa da olur” diye üç kategoriye ayırabiliriz. Enerjimizin çoğunu ilk kategoriye, kalan kısmın çoğunu ikinci kategoriye ve artan sınırlı zamanı da üçüncü kategoriye ayırmalıyız. Bu organizasyonu yapabilmek için de cebimizde gerektiğinde kullanılmak üzere hazır bulunacak bir “hayır” kartı bulundurmalıyız.
  • Her gün kendimize ayırdığımız, öz değerlendirme ve takdir mekanizmasını işlettiğimiz, telefon, internet, televizyon veya başka uğraşlarla kirlenmemiş bakir zamanlar yaratmalıyız.
  • Becerebiliyorsak kısa süreliğine de olsa yardım amaçlı bir işle meşgul olabiliriz. Başka hayatları, başka sıkıntıları görüp empati yapmak, bazen kendi sıkıntımıza daha objektif bakmamızı sağlar. Üstelik böyle bir aktivitede dokunduğumuz yaşamlardan aldığımız pozitif geri bildirimler bizi motive eder ve özsaygımızı pekiştirir.

Son olarak şunu söylemeliyim ki migrende olduğu gibi depresyonun da “müzmin” olan şekli çok daha kötüdür. Beyindeki şebekede oluşan hasardan tutun da aile ve sosyal ağlarda verdiği zarara kadar bir dizi hasar yaratır. Lütfen sorunlarımızı müzminleşmeden çözelim. Çözemiyorsak yardım alalım. Bir elin nesi var, iki elin sesi değil mi? 

Düşünün ki çözülmemiş ağrı, depresyon ve kaygının adeta GDO lu bir tohum gibi deforme ettiği DNA’mız ileride torunlarımıza geçer de onlar doğuştan dezavantajlı olursa hiç iyi olmaz değil mi?

Ağrısız ve mutlu bir hayat, sağlıklı yarınlar hepimizin olsun…

Prof. Dr. Aynur Özge
Genetik Havuzdan Çeyiz Sandığına Migren Kitabı’ndan alınmıştır. (ISBN:978-605-2191-50-7, 3. Baskı: Kasım-2018, İstanbul, Türkiye)

Daha fazla oku...

Çocuğumda ne zaman migrenden şüphelenmeliyim?

manager2024-11-15T23:25:45+03:00

Migren çocukluk çağında sık olmasına rağmen tanınması çoğu zaman kolay olmamaktadır. Bazı ipuçları anne ve babaların dikkatini çekebilir ve hekime başvurmalarını kolaylaştırabilir.

Baş ağrısı olan çocuğun aile bireylerinde özellikle annesinde migren varsa yüzde 70 sıklıkta baş ağrıları migren olabilir. Başka hastalıkları sorguladığımızda migren baş ağrısı olan çocuklarda alerjik hastalıklar, araç tutması, mükemmeliyetçi kişilik özellikleri ön plana çıkıyor.

Okul öncesi yaşlarda çocuklar baş ağrılarını tam olarak tarif edemeyebiliyorlar, ancak ağrı sırasında çocuk en sevdiği oyunu bırakmak zorunda kalıyor, en sevdiği filmi izlemek istemiyorsa, sessiz loş bir ortama çekilmek istiyorsa, yüzü solgun ve halsiz ise, bazen huzursuz ise ve ağlıyorsa çocuğun baş ağrısı gerçekten şiddetlidir.

Migren çocuklarda ‘damar atar’ gibi tariflenen zonklayıcı özelliktedir, ağrılar erişkinlerden farklı olarak kısa sürer hatta bazen 1 saatten kısa sürebilirler. Beraberinde sıkça bulantı nadiren kusma eşlik etmesi beklenir. Çocuklarda erişkinler gibi ağrı sırasında ışık ve seslerden rahatsız olurlar. Ancak erişkinlerden farklı olarak ağrı tek taraflı olmaktan ziyade çoğunlukla iki taraflıdır ve bu tanıda zorluk yaratabilmektedir.

Biz sıklıkla kliniğimize gelen çocuklara ağrılarını net tarif edemedikleri için ağrılarının resmini çizmelerini istiyoruz. Çocuklar resim çizerek ağrılarını mükemmel şekilde anlatabiliyorlar aslında.

Çocuklarda migren her zaman baş ağrısı ile birlikte olmayabilir, üç farklı klinik vardır ki bunlar aslında çocuklarda migren tanısı için tipik özellikler taşır.

A-Kusma atakları: 2-3 ay gibi seyrek aralıklarla görülen sebepsiz saatlerce sürebilen önlenemeyen kusma ataklarıdır. Ataklar sırasında çocuk solgun halsiz ve huzursuzdur. Dakikalarca kusar, biraz kusmaya ara verir ve gün içinde tekrar kusmalar tekrarlar. Tüm araştırmalar yapılır ancak hiçbir sebep bulunamaz. En önemli ipucu aynen migren baş ağrıları gibi ataklar halinde gelmesi ve ataklar dışında çocuğun tamamen normal olmasıdır. Kusma atakları 9-10 yaşlarından sonra azalarak %40 sıklıkla migren baş ağrılarına dönebilir.

B-Baş dönmesi atakları: Kusma ataklarına benzer şekilde aralıklarla gelen ani başlayan çocuğu oynadığı oyunu bırakmasına neden olan şiddetli baş dönmesi ataklarıdır. Beraberinde bulantı kusma olabilir. Çocuk huzursuz ve panik haledir korkulu bir yüz ifadesi vardır. Ataklar dakikalar saatler sürebilir ve sonra çocuk tamamen normale döner. Ataklar arasında tamamen sağlıklıdır.

C-Karın ağrısı atakları (abdominal migren): Aylık ya da 2-3 ayda bir gelen özellikle göbek etrafında belirgin olan şiddetli karın ağrısı ataklarıdır. Bu ataklar ateşsizdir, bazen ateşle birlikte seyreden karın ağrısı atakları olan Ailevi Akdeniz Ateşi (FMF) ile karıştırılabilir. İyi tetkik edilmelidirler. Tüm araştırmalar normal ve ataklar arasında çocuk tamamen sağlıklı ise abdominal migren akla gelmelidir. Abdominal migren ilerleyen yaşlarda sıklığı azalarak %60 sıklıkta migren baş ağrılarına dönüşüm gösterecektir.

Tüm bu klinik özellikler migreni akla getirmeli ve en önemli ipucu ataklar halinde olmaları şiddetli olmaları ve ataklar dışında çocuğun tamamen sağlıklı olmasıdır. Tüm bu migren eşdeğerleri dediğimiz klinik tabloların tedavisinde migren tedavisi uygulanmakta, aksi halde tanı konulamadığı ve yanlış tedavi verildiğinde yakınmalar devam etmekte ve ilerleyen yıllarda migrene geçiş sıklığı artmaktadır.

Daha fazla oku...

Migren ve baş ağrısında duruş bozuklukları ağrıyı artırır mı?

manager2024-11-15T23:25:45+03:00

Kas iskelet sistemi hastalıklarına eşlik eden duruş veya postür bozuklukları klinikte sıklıkla karşımıza çıkan ve hastaların yaşam kalitesini olumsuz etkileyen önemli bir sağlık problemidir. Vücudumuzun belirli bölümlerinin birbirleri ile uyumlu çalışmaması sonucu ortaya çıkan duruş bozuklukları son yıllarda rehabilitasyon çalışmalarında önem kazanmaya başlamıştır.

Anne karnında iken cenin pozisyonu dediğimiz bir duruşumuz olsa da doğum ile beraber omurgamızda bazı doğal eğrilikler yavaş yavaş oluşmaya başlar. Örneğin baş kontrolü gelişen bir bebekte boyun omurlarında doğal eğrilik oluşur. Bağımsız yürüme ile beraber bel ve sırt bölgesinde doğal eğrilikler oluşmaya başlar. Yaşam boyu bizlere eşlik edecek bu eğriliklerin varlığı omurgadan çıkan sinirlerin ve vücudumuzdaki kasların daha doğru ve etkili çalışmasını sağlayacaktır.

Sağlıklı bir duruş nasıl olmalı?

Kas ve iskelet sistemimize aşırı yük bindirmeyen, omurgamızdaki doğal eğriliklerin korunduğu, eklemlere ve omurgalar arasındaki disklere dengeli kuvvetlerin etki ettiği duruş sağlıklı bir duruş olarak tanımlanabilir. Çocukluk çağında sağlıklı duruş farkındalığının artması ileri yaşlarda ortaya çıkacak kas iskelet problemlerini önleyebilir. Son yıllarda sağlık okuryazarlığının artması ile sağlıklı duruş veya postür konusunda farkındalıklar gelişmeye başlamıştır.

Migren ve baş ağrısında en sık karşılaştığımız problem boynun üst omurlarının öne gitme eğilimi gösterdiği pozisyondur.

Üst boyun bölgesi, benzersiz yapısal ve nörolojik bileşenler nedeni ile vücut ve beyin sağlığı için çok önemli. Üst boyun omurları omurgada en rahat hareket eden, hareketi sadece kaslar ve bağlar tarafında sağlanan vücut bölümleridir. Hareket kabiliyeti çok olduğundan yaralanma ve yanlış hizalanmaya en duyarlı omurga bölgesidir.

Üst boyun bölgesi vücut ve beyin arasındaki iletişimi sağlayan bir köprü görevi görür. Boynumuzun kafatası kemiği ile bağlantısı olan 1. ve 2.  omurların hareket kabiliyetinin azalması kişilerde ağrıyı arttıran bir faktör olabilir. Bu omurların en büyük özelliklerinden birisi beyin sapını boyun seviyesinde korumasıdır. Boyun omurlarının yanındaki kanallardan beynimize giden damarlar da boyun bölgesinin mekaniğinden etkilenebilir. Ayrıca boyun bölgesinin, baş ağrısı ile ilgili olan vagus ve trigeminal sinirler ile de anatomik ilişkisi bulunmaktadır.

Suboksipital kaslar dediğimiz kafa tasına ve üst boyun omurlarına yapışan kaslardaki tonus değişiklikleri de boyun duruşumuzu etkileyebilir ve ağrınızı artırabilir. Üst boyun bölgesini egzersiz ve manuel teknikler ile uygun bir biyomekaniğe kavuşturmak omurga sağlığınız için son derece önemlidir. Migren ve baş ağrısında düzenli boyun egzersizleri yapmak ağrınızı azaltacak ve yaşam kalitenizi artıracaktır.

Migren ve baş ağrısında en sık rastladığımız diğer problem kifoz dediğimiz kamburluk duruşudur.

Sırt omurlarının öne gitme eğiliminin artması sonucu gelişen bu durum sırt ağrısı, omuz ağrısı ve baş ağrısına sebep olmaktadır. Sırt bölgesindeki omurların yanlarından bulunan sinir lifleri iç organlarımızın çalışmasını, kan damarlarının daralmasını sağlar. Ayrıca tehlike anında bizleri koruyacak mükemmel bir nörolojik sistemdir.

Sırt bölgesindeki omurlar kaburga kemikleri ile eklem yaptığından dolayı bu bölgedeki duruş bozuklukları zamanla solunum kaslarının düzgün çalışmasını engelleyerek solunum kapasitesini ve vücudun oksijenlenme oranını azaltacaktır. Kifotik duruş bozukluğu üst karın bölgesinin basınç sistemini etkileyeceğinden, organların ve diyafram kasının hareketleri azalır. Bunun sonucunda migrene eşlik edecek ikincil sağlık problemleri yaşanabilir.

Kifotik duruş bozukluklarında sırt, karın ve bel kaslarının kuvvetinde zamanla azalmalar meydana gelecektir. Hekim ve fizyoterapistin yapmış olduğu fiziksel muayene sonucu duruş bozukluğunuz var ise öğretilen egzersiz programlarını düzenli yaparak var olan probleminizi en aza indirebilir ve yaşam kalitenizi artırabilirsiniz.

Kötü duruşun sebepleri nelerdir?

  • Kan dolaşım problemleri
  • Hareketsiz yaşam tarzı
  • Kas kuvvetsizliği
  • Kas gerginlikleri
  • Düzensiz beslenme
  • Yoğun cep telefonu bilgisayar ve tablet kullanımı
  • Psikolojik etkenler
  • Sürekli aynı pozisyonda çalışmak ve aynı hareketleri tekrar etmek
  • İlerleyen yaş ile beraber kemik kütlesinin azalması

Sağlıklı bir omurga yapısı kaslar ve sinirlerimizin uyum içerisinde çalışmasını sağlayarak, baş ağrısı ve migreni yönetme konusunda işimizi kolaylaştıracaktır.

Daha fazla oku...

Migreni tetikleyen faktörleri azaltmak için öneriler​

manager2024-11-15T23:25:45+03:00

En doğru tedavi ve migrenden kurtulma yolu, tıpkı bir dedektif gibi vücudunuzda sorunun nerede olduğunu saptayıp o sorunu ortadan kaldırmaktır. Yani aslında temelde beslenme düzeni, stres düzeyi, vücudunuzun yorgunluk düzeylerini belirleyip tümüyle tedavi etmek gerekiyor.

İşte migreni tetikleyici faktörleri azaltmak için bazı öneriler:

  • Susuz kalmayın. Her gün kilo başı 30 mililitre su içmemiz gerekiyor. Bu da ortalama 2 litreye denk geliyor.
  • Uykusuz kalmayın ya da çok fazla uyumayın. Bazen hafta içi çok çalışıyoruz, az uyuyoruz. Hafta sonu da bunu telafi etmeye çalışıyoruz. Saat düzeni değiştiğinde de yine migren atağı gelebilir. Hafta içi 6 saat uyurken, hafta sonu 10 saat uyuduğunuzda düzeniniz değişeceği için migren atağınız tetiklenecektir. Uykunuzu çok düzenli uyumanız gerekiyor. Hafta içi ile hafta sonu arasında 1,5 saatten fazla zaman aralığı olmamalı.
  • Beslenme düzeni de çok önemli. Öğün atlamak ve kan şekeri düşüklüğü migreni en çok tetikleyen faktörlerden biri.
  • Hareketsizlik de yine nedenlerden biri. Hareket etmezseniz baş ağrıları da olabilir, eklem ağrıları da olabilir. Her gün en azından 5 bin adım atılmalı.
  • Stresi hayatımızdan uzak tutmamız gerekiyor.
  • Cep telefonu, televizyon, bilgisayar gibi aletlerin kullanımını minimuma indirmek zorundayız. Hele akşam saat 21.00’dan sonra onları etrafımızdan uzaklaştırmak çok önemli, çünkü elektromanyetik dalgalar da ağrıyı tetikleyen bir faktör.
  Prev1234Next  

Son Yazılar

  • 10th MENA Meeting & 6th Turkish African Meeting of Headache and Pain Management Congress
  • 4. Mısır Başağrısı Kongresi
  • Çocuk-Ergenlere Mektup Var!
  • Doktora gitmeden önce başağrıları hakkında çocuğunuzu bilgilendirin: Örnek bir ebeveyn-çocuk diyaloğu
  • Başı ağrıyan çocukları olan ebeveynlere yönelik genel öneriler: Ağrısız bir yaşam için ne yapabilirsiniz?

Copyright © 2025 Küresel Migren ve Ağrı Derneği. Tüm hakları saklıdır.

Facebook Twitter Youtube Instagram Linkedin
  • Anasayfa
  • Hakkımızda
    • Vizyon Misyon
    • Başkan’ın Mesajı
    • Yönetim Kurulu
    • İş Birlikleri
    • Dernek Tüzüğü
  • Hekimler İçin
  • Hastalar İçin
  • Basında Biz
  • İletişim
  • Üyelik