Migren ağrısı nasıl önlenebilir?
Migren kişilerde yaşam kalitesini bozan, ağrı atağı geldiği anda en keyifli anı kabusa çeviren, kişiye asla program yaptırmayan, şiddetli başağrısı ataklarının yanı sıra bulantı, kusma, ışık-ses-koku veya hareket hassasiyeti gibi belirtilerle seyreden en yaygın beyin hastalığıdır. Kötü olan nokta şudur ki bu ağrılar çoğunluğu kadın olmak üzere üretken yaşı olumsuz etkiler. Yani hastalık özellikle 20 ile 50 yaş arasındaki ortalama 5 kadından birini ve 10 erkekten birini ayda birden fazla ziyaret eder. Bu kişilerde yaşam kalitesi bozulur, üretkenlik azalır ve ağrının yarattığı olumsuz hava neredeyse yaşamlarının her alanını kapsayan bir karabasana dönüşür. Nice anne evladıyla geçireceği güzel zamanı ağrıyla odada ıstırap içinde geçirir. Nice başarılı iş kadını ağrı nedeniyle önüne çıkan terfi fırsatını kaçırır. Nice başarılı erkek baba veya iş insanı olarak geçirecekleri kıymetli zamanı ağrının pençesinde klinik klinik gezerek geçirmek zorunda kalır. O halde bu ağrıları hiç yaşamamak en iyisidir. Öncelikle migreni tetikleyen iç ve dış etmenler vardır “tetikleyici” olarak isimlendirdiğimiz. Sizin ataklarınızı hangi durumlar tetikliyor? Düşünün, gözlemleyin, not alın ve becerebilirseniz uzak durun. Örnek vermek gerekirse; - Stres; en önemli tetikleyicilerden biridir. Stressiz bir hayat olmayacağına ve başkaları sizin stres algınızı değiştiremeyeceğine göre kendi stres algınızı yeniden düzenleyecek ve mümkünse azaltacak yolları bulun, bulamıyorsanız yardım alın.- Kadın cinsiyet hormonları migren atağını doğrudan tetikler. Bu nedenledir ki ergenlikten sonra kızlarda ağrılar daha sık görülmeye başlar. Doğum kontrol hapları dahil hormon ilaçları gündeme geldiğinde doktorunuza migren hastası olduğunuzu mutlaka söyleyin. - Çevresel etmenler; Parlak ışık, gürültü, hava kirliliği, sigara, parfüm, tiner gibi uçucu maddeler, sıcak hava, sıcak banyo, seyahat esnasında yaşanan basınç ve iklim değişiklikleri sıkça raporlanan tetikleyicilerdir. İklim değişikliğini düzeltmek tek başınıza sizin elinizde olmasa da sigara içmemek sizin elinizdedir. Sigara içen bir migren hastasının tedavisi içmeyen birinden çok daha zor olacaktır. - Beslenme düzeni; paketlenmiş ve işlenmiş gıdalar (nitrat içeren besinler), fermente besinler, küflü peynir, kurutulmuş besinler, narenciye ürünleri, balık, çikolata, kuruyemişler gibi besinler migren ataklarını bazı kişilerde tetikleyebilir. Ancak bu bir yasaklı besinler listesi değildir. Sadece size atağınız olduğu günlerde ne yediğinizi kaydetmeniz ve hep aynı besinler denk geliyorsa diyetinizden o besini çıkararak sonucu gözlemeniz için yapılan bir tavsiyedir. Keza glütensiz beslenme lehine pek çok rapor bulunmakla birlikte bu bir kampanya nedeni değildir. Öte yandan pek çok aksi reklam ürünü olmasına rağmen migreni tedavi edecek ya da tamamen önleyecek bir besin maddesi de hali hazırda ispat edilmemiştir. - İçecekler; başta alkollü fermente içecekler, kafein ve endüstriyel bazı içecekler olmak üzere migren ataklarını tetikleyecek içecekler raporlanmıştır. Ancak asıl önemli konu suyu az içmek ve buna bağlı yaşanan dehidratasyon tablosudur. Bizler migrenli kişilere kilolarına göre ayarlanmış su ihtiyacını karşılamaya, yine mümkünse suyun yanı sıra maden suyu, ayran gibi bazı içecekleri dahil etmeyi tavsiye ediyoruz. - Egzersiz; düzenli egzersiz yapmak, özellikle de nefes egzersizi, gevşeme egzersizi, yoga gibi uygulamalar migren ataklarını önlemede ve var olan atakların daha hafif ve daha kısa sürede iyileşmesinde büyük rol oynar. Aksi halde yaşanan obezite ve egzersizden yoksun olmak ise migrenin müzmin şekle dönüşmesine yol açar. - Uyku; uyku düzeni bozukluğu ve uyku kalitesinin bozulması migren ataklarını sıklaştıran ve ağırlaştıran en önemli nedenlerden biridir. Bu noktada leptin başta olmak üzere uykuda salgılanan bazı kimyasalların beyin hücreleri üzerindeki etkisi migrenin kaderini de belirler. Düzenli uyku için ilaç dahil her yol migren ağrısından daha az zarar verecektir. Tüm bunlar işe yaramadıysa ve hala migren ağrılarınız varsa, özellikle de bu durum sizi ayda 3 iş gününden daha fazla mağdur ediyorsa en kısa sürede konuyla ilgili bir hekime başvurun ve size uygun bir migren önleyici ilacı seçmesini isteyin. Önerilen ilacı yan etki oldu ya da ağrılar azaldı diye kendi kararınızla kesmeyin. Zira bu ilaçlar en az 3-6 ay kullanılmalıdır. Öte yandan ilaçlar yeterli sonuç vermezse ya da tolere edemediyseniz baş üzerindeki özel sinir alanlarına uygulanan enjeksiyonlar (periferik sinir blokları), 31 nokta enjeksiyonlu özel protokolle (PREEMPT) uygulanan onabotulinum toksin-A uygulaması ve son dönemde ülkemizde de ruhsat alarak pratiğimize girme şansı bulduğumuz CGRP monoklonal antikorlar (migren aşısı) hastanın da hekimin de yüzünü güldüren önemli seçeneklerdir. Yeter ki çözüm için güvendiğiniz bir hekimle iş birliği yapın ve iletişimden vaz geçmeyin.Kaynakça:1- Türkiye Migren Raporu. Küresel Migren ve Ağrı Derneği & Lilly iş birliği. 2021. 2- Eigenbrodt AK, et al. Diagnosis and management of migraine in ten steps. Nature Reviews Neurology. 2021. https://doi.org/10.1038/s41582-021-00509-5.

Migren kişilerde yaşam kalitesini bozan, ağrı atağı geldiği anda en keyifli anı kabusa çeviren, kişiye asla program yaptırmayan, şiddetli başağrısı ataklarının yanı sıra bulantı, kusma, ışık-ses-koku veya hareket hassasiyeti gibi belirtilerle seyreden en yaygın beyin hastalığıdır. Ağrıyı çekmeyen kişilerin “ne var bunda canım, felç olmadın ya iç bir ağrı kesici, devam et hayatına” diye hafife aldıkları ağrılar sırasında aslında beynin kabuğundan omurilik soğanına kadar dokuz temel noktasında ve milyarlarca hücresinde neredeyse felç oranında ciddi değişiklikler yaşanır. Başağrısı atakları kişiden kişiye değişmekle birlikte bazen 3-4 saat sürüp geçerken, bazen de 2 hatta 3 güne kadar uzayabilir. Ülkemizde hastaların migren atak sayısı ortalama 7,7 gün (%72’si 4-7 gün arası, %18’i 8-14 gün arası) olup %10’unun ayda 15 gün ve daha fazla atak yaşadığı1 dikkate alındığında bu kadar süreyi ağrıyla, bulantıyla, hareket hassasiyeti ile geçiren, sese tahammül edemeyen, ekrana bakamayan ve en önemlisi yüzü gülmeyen bir anne, bir eş, bir baba, bir çalışan, bir öğrenci nasıl olur? Ne verebilir ailesine ve topluma kendisi can derdince iken… Ülkemizde migren hastalarının %81’inin sadece ağrısı olduğunda ilaç kullandığını bildiğimize göre hiç olmazsa bunu doğru şekilde yapmak ayrıca önem kazanıyor. O halde her ne kadar makbul olan ağrıyı önlemek olsa da (bunu sonraki yazımızda konuşacağız) migren ağrısı tutan kişilere bazı profesyonel önerilerim olacak maksadını aşmadan2; 1- Öncelikle atağınızın migren ağrısından kaynaklandığından emin olmak gerekir. Zira yıllardır migren hastası olmanız sizin migren dışındaki 285 adet başağrısından muaf olduğunuz anlamına gelmiyor elbette. Düşünün ve karar verin yaşadığınız bu atak eski ataklarınıza bire bir benziyor mu? Cevabınız evetse yazımın devamındaki önerilerimi dikkate alın. Eğer yanıtınız hayır ise veya aşağıdaki belirtilerden bir veya birkaçı sizde varsa hemen bir meslektaşıma başvurun ve yardım isteyin; • Ağrınız eğilmek, öksürmek veya ıkınmakla artıyorsa• Ağrınız uzanıp dinlendiğinizde daha da kötüleşiyorsa• Ağrınız karakter değiştirdi ise• Ağrınızla birlikte termometre ile ölçülen ateş yüksekliğiniz varsa• Ağrı sırasında sara nöbeti geçirdiyseniz• Ağrı sırasında vücudunuzda döküntüler oldu ise• Ağrı sırasında konuşmanız bozuldu veya bilinç bulanıklığı yaşadıysanız• Ağrınızı ilk yaşadığınızda 10 yaşından genç ya da 60 yaşından daha kıdemli iseniz• Bilinen kanser, yaygın romatizmal hastalık veya damar iltihabı (vaskülit) teşhisiniz varsa 2- Migren atağını en kısa sürede düzeltmenin yolu en kısa sürede müdahaleden geçer. Bu bir atak ise hemen yaptığınız işi başkasına devredin veya imkân varsa erteleyin ve atağınıza odaklanın. 3- Mümkünse ortamı havalandırın, taze oksijen atakta salgılanan bazı kimyasalların kontrolünde size yardım eder. 4- Hemen bir bardak su için, sıvı alımı ağrıya yol açan toksinleri uzaklaştırmanızda yardımcı olur. Suya limon dilimleri koymak, soda içmek, sodayla yapılan ayran içmek veya bitki çayları içmek te yararlı çözümlerdir. 5- Bir torba dondurulmuş bezelye ya da varsa buz kompresi ile alın ve şakaklarınıza soğuk uygulama yapın ki kan dolaşımına ait hatalı genişleme sinyalleri geri çevrilsin. Başa sıkı bir bant bağlamak, hatta bazen bu bantın içine kesilmiş soğan, patates vb koymakta geleneksel tıp uygulamaları içinde tercih edilse de rasyonel tıpta bilimsel karşılığı henüz tespit edilmemiştir. Öte yandan ataklarda uygulanan sülük, hacamat, muhtelif aktar teşhisli otların bilimsel dayanağı yoktur. 6- Ortamdaki ışığı mümkünse kısın, varsa perdeleri kapatın. Yine imkân varsa sesleri azaltın. 7- Bulantınız olmasa dahi hemen bir bulantı ilacı (Domperidon veya Metoklopramid grubu) için. Bu ilaçlar mide spazmını önleyerek sonrasında içeceğiniz ağrı kesici veya migrene özgü tedavi ilaçlarının daha kısa sürede etki etmesini sağlayacaktır. Aynı zamanda beyninizde atak sırasında salgılanan bazı kimyasalları da engelledikleri bilinmektedir. 8- Zaman kaybetmeden uygun dozda bir ağrı kesici için. Bu noktada Parasetamol grubu diye bilinen ağrı kesicilerin migren için önerilen erişkin dozunun 1000 mg olduğunu hatırlatmak isterim. 9- Ağrı kesici içmenize rağmen geçen yarım saatte ağrınız hafifleme eğilimi göstermiyor ve hatta şiddetleniyorsa vakit kaybetmeden migrene özgü atak ilaçlarından size uygun olarak önerilen seçeneğinizi uygulayın (Triptanlar gibi). 10- Bu aşama ilacınızı uygulamanıza rağmen geçen 1 saat içinde hala ağrınız rahatlama eğilimi göstermediyse doktorunuzla temas kurun veya acil servise gidin. Acil servislerde kalçadan ağrı kesici veya sakinleştirici uygulaması sıkça tercih edilen bir yaklaşım olsa da modern migren tedavisinde yeri olmadığını hatırlatmak isterim. Bizler güncel rasyonel bilgi içinde serumla uygulanan özel tedavileri daha çok tercih ediyoruz. Migren atağını tedavi etmek zor bir iştir ve atak geçiren her hastamın da bana hak vereceği gibi atak geçtiğinde “adeta üzerlerinden bir dozer geçmiş” gibi hissederler. Zira atak hücrelerdeki enerji rezervlerini büyük ölçüde tüketir. Bu noktada hastalarımız sıkça sakin bir ortama çekilip dinlenmek isterler. İzin verelim dinlensinler ve hatta başarabilirlerse uyusunlar. Aslında en çok istedikleri bir daha böylesi bir atak yaşamamaktır. Bu konudaki önerilerimi sonraki yazımda sizinle paylaşacağım. 







