KONULAR

Gerilim Tipi Başağrısı

Gerilim tipi başağrısı, tüm toplumda görülen en yaygın başağrısı formudur. Yaşanan başağrısı genellikle çok şiddetli değildir, ancak bazı kişilerde ağrı şiddeti günlük yaşamı etkileyecek düzeye çıkabilmektedir.

Ağrı genellikle iki yanlıdır, başın bir bantla sıkıştırılması benzeri olarak tanımlanabilir. Sıklıkla hafif ile orta şiddette olan başağrısı, rutin fiziksel aktivite ile artış göstermez. Bu da gerilim tipi başağrısı olan çoğu insanın ağrısına rağmen normal günlük aktiviteleri devam ettirebildikleri anlamına gelir. Gerilim tipi başağrısına bulantı veya kusma eşlik etmez, ancak ışığa veya özellikle de sese karşı artan duyarlılık görülebilir. Bunun yanı sıra, baş, boyun ve omuz çevresindeki kaslarda hassasiyet, gerilim tipi başağrısı ataklarına eşlik edebilir. Gerilim tipi başağrılarını migrenden ayırmak zor olabilir. Bazı migren formlarından farklı olarak, görme bozuklukları gibi başağrısından önce gelişen geçici nörolojik belirtiler gerilim tipi başağrısında görülmez. Başağrısı ile birlikte, migrende olabilen bulantı veya kusma gelişmez. Fiziksel aktivite tipik olarak migren ağrısını daha da arttırır, ancak gerilim başağrısında artışa neden olmaz. Gerilim tipi başağrısı ile de ışığa veya sese karşı duyarlılığın artması görülebilmekle birlikte bunlar yaygın belirtiler değildir. Öte yandan, aynı kişi yaşamının belli döneminde hem migren ve hem gerilim tipi başağrısı atakları yaşayabileceği gibi, bazı kişilerde yıllar içinde bu iki başağrısı tipi arasında geçişler de olabilmektedir.

Gerilim tipi baş ağrılarının nedeni tam olarak aydınlatılamamıştır. Gerginliğin veya streste artışın bir sonucu olarak yüz, boyun ve kafa derisindeki kas kasılmalarından kaynaklanabileceği öne sürülmektedir. Ancak araştırmalar nedenin kas kasılması olmadığını göstermektedir. En yaygın görüş, gerilim baş ağrıları olan kişilerde ağrıya karşı artan bir duyarlılığın varlığını desteklemektedir.

Bu başağrıları, toplumda çok yaygın olarak görüldüğü için, özellikle atak sıklığının artması durumunda iş üretkenliği ve genel yaşam kalitesi üzerine olumsuz etkileri dikkate değerdir. Çünkü, sık yaşanan başağrıları nedeniyle kişi sosyal aktivitelere katılamayacak veya iş yaşantısını gerektiği şekilde sürdüremeyecektir. Hastanın yaşadığı gerilim tipi başağrısı atakları yaşam kalitesini etkiliyorsa veya başağrıları için haftada iki kereden fazla ağrı kesici ilaç alınması gerekiyorsa, hekime başvurulması uygun olacaktır. Düzenli egzersiz, derin nefes alma, yoga, meditasyon, gevşeme terapisi gibi uygulamalarla stresin azaltılması ve hastanın rahatlamasını sağlayabilecek her aktivite, gerilim tipi başağrını önlemede veya ağrının hafiflemesinde yardımcı olabilecektir. Başağrılarının önlenmesinde herşeyden önce sağlıklı bir yaşam tarzı; yeterli uyku, dengeli beslenme, bolca su içilmesi oldukça önem taşımaktadır.

Doç. Dr. Esme Ekizoğlu Turgut

ÇOCUKLUK ÇAĞI MİGRENİ

Doç.Dr. Semih AYTA

Nöroloji ve Çocuk Nörolojisi Uzmanı

Türkiye Spastik Çocuklar Vakfı

Çocukluk çağı migreni, hastaların yaklaşık yarısında 6-10 yaş aralığında başlar. Ülkemizde okul çocuklarında yapılan çalışmalarda, migren prevalansı %10-14 oranında bulunmuştur. Migren çocukluk çağının devamlılık gösteren ve tekrarlayan baş ağrılarından biridir, okul başarısı ve sosyal yaşam üzerine olumsuz etkileri vardır.
Baş ağrısının başın bir tarafında olması, taraf değiştirmesi migren tanısını düşündüren özelliklerdir. Çocukluk migreninde ise ağrının her zaman erişkinlerdeki gibi tek taraflı olmayabileceği, bazı olgularda alında iki taraflı olduğu akılda tutulmalıdır. Bulantı ve/veya kusma ile ses ve/veya ışıktan rahatsız olma eşlik eden destekleyici belirtilerdir. Ağrı genellikle zonklayıcı nitelikte ve orta-ağır şiddettedir. Çocukluk migreninde ağrı süresinin erişkinlere göre daha kısa (birkaç dakika ile birkaç saat arasında) olabildiği bilinmektedir. Erişkinlerde tedavisiz ortalama ağrı süresi 12 saattir ve çocuklara göre nüks daha sıktır, ağrı daha şiddetli olma eğilimindedir, fizik aktivite ile artış daha fazla orandadır.


Migren baş ağrılarının %5-20 kadarı ağrı öncesinde haberci belirtili (auralı migren) şeklindedir. Bunlar görsel (bakılan nesne üzerinde kırık çizgiler, karanlık noktalar-alanlar, renkli toplar-çizgiler görme, cisimlerin büyüklüklerini algılama bozuklukları) ya da duysal (bir kol ve/veya bacakta uyuşma, güçsüzlük) belirtiler olabilirler. Bu belirtiler 4-60 dakika sürelidir, sonraki bir saat içinde migren baş ağrısı başlar.


Migren tanısı konan çocukların ailelerinde migrenli bireylere rastlanma oranı %70 civarındadır. Ancak migren genetik mirasın yanı sıra çevresel faktörlerin de etkili olduğu bir nörolojik hastalıktır. Yorgunluk, gürültü, parlak ışık, açlık, uykusuzluk, stres (ülkemiz için lise ve üniversite giriş sınavlarının stresini ayrıca belirtmek gerek), egzersiz, sıcak iklim migren ataklarını tetikleyebilir. Günümüzde bilgisayar, akıllı telefon ve internetin yaygın kullanımı ile çocuklar ve gençler ekran başında uzun süre geçirebilmekte, özellikle oyunlarda sürekli değişen geometrik ve ışıklı şekillere maruz kalabilmektedirler. Ekran başında ya da günlük hayatta katkı maddeli içecekler ve hazır yiyecekler daha çok tüketilmektedir. Salgının görece hafiflemesiyle tekrar akın ettiğimiz AVM’ler, hem yoğun aydınlatmanın yol açtığı elektromagnetik ışıma alanı, hem de havalandırma sorunlarıyla yukarıda belirtilen diğer faktörler gibi migren baş ağrısının ortaya çıkmasını kolaylaştırabilirler.


Migren tanısı büyük oranda çocuk-ergen ve aile ile yapılan görüşmeye, alınan bilgilere dayanır. Göz dibi bakısını da içeren ayrıntılı nörolojik muayene sonrasında temel kan tetkikleri, ikincil (sekonder) baş ağrısı nedenleriyle ayırıcı tanı için beyin görüntüleme ve gerekirse elektroensefalografi (EEG) incelemeleri istenir. İkincil baş ağrısı nedenleri içinde kafa travmaları, damarsal bozukluklar, kafa içinde beyin-omurilik sıvısı artışı (hidrosefali), tümörler, enfeksiyonlar, metabolik bozukluklar, oksijensiz kalma (hipoksi), epileptik nöbetler, yakını/uzağı görme sorunları ve göze ait diğer sebepler yanı sıra madde kullanımı da akılda tutulmalıdır.


Tekrarlayan baş ağrısı deneyimlerinin çocukların uyku, iştah, okul performansı, dikkat başta olmak üzere tüm yetilerini olumsuz yönde etkilediği bilinmektedir. Ergenlik öncesi ve ergenlikte ise emosyonel yapı ile kişilik değişiklikleri ön plandadır, bu dönemde yaşanan stres olayları erişkin migrenine sahip olma olasılığını anlamlı oranda arttırır. Migrenli çocuklarda total uyku süresinin arttığı, uykuya dalma süresinin uzadığı ve gündüz uykulu olma halinin arttığı saptanmıştır. Çocuk ve gençlerde baş ağrısına eşlik edebilen ruh sağlığı sorunlarından bazılarına göz atarsak; çocuk ve ergenlerde kaygılar arttığı zaman baş ağrısı sıklığı ve şiddeti artar, tersi de geçerlidir. Temelde kaygı sorunu varsa tedaviye baş ağrısı yerine kaygılardan başlamak daha akılcı olacaktır. Ayrıca çocuk ve ergenlerdeki depresyonun sık görülen işaretlerinden biri baş ağrısı olabileceği gibi, bu yaşlardaki baş ağrısı tablolarına depresyon da eşlik edebilir. Depresyon var olan baş ağrısı gibi birincil bir soruna eklenmişse, temeldeki ağrılı durumun çözülmesi eşlik eden depresyonun da rahatlamasını sağlayacaktır. Aceleci tutumdan ve gereksiz ilaç kullanımından kaçınılmalıdır.


Çocukluk çağı migreninin tedavisinin en önemli kısmı çocuklar ve ailelerinin migrene yatkın sinir sistemi hakkında bilgilendirilmelidir. Çocuk ve gençlere ataklarla baş etme yöntemleri öğretilmeli, ağrı günlüğü oluşturulmalı, ataklarla ilişkili aktiviteler sorgulanmalı, düzensiz yemek ve düzensiz uykudan, alışılmadık kokulardan, bilgisayar oyunları gibi yoğun görsel uyaranlardan, uzun süre ekran başında kalmaktan, katkısı bol yiyecek ve içeceklerden uzak durulması -nedenleri anlatılarak- önerilmelidir. Migren atağı sırasında çocuklarda asetaminofen (parasetamol) ve ibuprofen, ergenlerde bu iki ilaç yeterli olmazsa diğer nonsteroid antieflamatuar ilaçlar ile bu yaşlarda kullanımları için ruhsat almış triptan türevleri kullanılabilir. Baş ağrısına bulantı ve/veya kusmanın eşlik ettiği olgularda, analjezikle birlikte veya analjezikten hemen önce domperidon kullanımı çoğu zaman yararlı olmaktadır. Ayda iki veya daha sık atak geçirilmesi, atak tedavisinin başarısız olması, sık, çok uzun ya da huzursuzluk veren haberci belirtiler (auralar) yaşanması, yaşam kalitesi ve/veya okul başarısının belirgin şekilde etkilenmesi (ataklarda okul günü-ders kaybı, ödev yapamama sınava girememe, eksikleri tamamlamak için daha çok çabalama) durumlarında atak önleyici tedavi (profilaksi) başlanmalıdır. Bu amaçla antihistaminikler (siproheptadin), adrenerjik reseptör modülatörleri (propranolol), kalsiyum kanal blokerleri (verapamil, flunarizin), ACE inhibitörleri (lisinopril), antidepresanlar (amitriptilin, nortriptilin, SSRI’lar), antiepileptikler (valproik asid, topiramat, levetirasetam, gabapentin) verilebilir. Çocuklarda profilaksi için çok düşük dozların yeterli olabildiği akılda tutulmalı, başlanan ilacın olası yan etkileri konusunda bilgi verilmeli, tedaviyi planlarken varsa eşlik eden durumlar (depresyon, kaygı, uyku bozukluğu gibi) dikkate alınmalıdır.